Adana’nın Ceyhan ilçesinden gelen haber, birkaç satırlık bir adli vaka olarak okunup geçilemeyecek kadar ağır.
Bir kadın hayatını kaybetti. Bir erkek yaşamına son verdi. Henüz 13 yaşındaki bir çocuk ise ağır yaralı olarak hastanede yaşam mücadelesi veriyor. Geride ise telafisi mümkün olmayan bir yıkım kaldı.
Olayın anlatımında “barışmak istedi”, “tartışma çıktı” gibi ifadeler yer alıyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var: Bir insanın yeniden birlikte olmak istemesi, karşı tarafın bunu kabul etmemesi halinde şiddeti hiçbir şekilde açıklamaz, mazur göstermez ve normalleştirmez.
Bir ilişkinin sona ermesi, hiç kimseye diğer kişinin hayatı üzerinde söz hakkı vermez.
Boşanmak bir haktır. Ayrılmak bir haktır. “Hayır” demek bir haktır.
Ve bu hakların karşılığı ölüm olmamalıdır.
EN AĞIR BEDELİ ÇOCUKLAR ÖDÜYORBu olayın belki de en sarsıcı taraflarından biri, henüz 13 yaşındaki bir çocuğun yaşananların ortasında kalması.
Çocukların aile içindeki tartışmaların, tehditlerin ve şiddetin yalnızca “tanığı” olmadığı artık çok iyi biliniyor. Şiddet ortamında büyüyen ya da doğrudan şiddete maruz kalan çocukların hayatında bu travmanın izi uzun yıllar devam edebiliyor.
Ceyhan’daki olayda ise bir çocuk doğrudan hedef oldu.
Bir yetişkinin öfkesi, bir çocuğun geleceğini birkaç saniye içinde değiştirdi.
Bu nedenle aile içi şiddet konuşulurken yalnızca kadın ve erkek arasındaki ilişkiye odaklanmak yeterli değil. Her şiddet vakasının etrafında çocuklar, yakınlar, kardeşler, anne babalar ve bazen yıllarca o anın yükünü taşıyacak insanlar bulunuyor.
“BİR ŞEY OLMAZ” DENİLEN HER TEHDİT CİDDİYE ALINMALIŞiddet çoğu zaman bir anda ortaya çıkmıyor.
Tehdit, takip, baskı, kıskançlık, kontrol etme isteği, ayrılığı kabul etmeme ve sürekli rahatsız etme gibi davranışlar zaman zaman daha ağır şiddetin habercisi olabiliyor.
Bu nedenle özellikle ayrılık ve boşanma süreçlerinde tehdit içeren davranışların küçümsenmemesi gerekiyor.
“Sinirlidir, geçer.”
“Biraz zaman geçsin sakinleşir.”
“Sonuçta çocuklarının babası.”
“Barışmak istiyor, konuşsunlar.”
Bu cümleler iyi niyetle kurulsa bile bazı durumlarda büyük riskleri görünmez hale getirebilir.
Şiddet ihtimali bulunan ilişkilerde mesele iki kişinin kendi arasında çözmesi gereken sıradan bir aile tartışması değildir. Güvenlik, hukuki koruma ve profesyonel destek devreye girmelidir.
SİLAH, ÖFKEYİ SANİYELER İÇİNDE GERİ DÖNÜLEMEZ HALE GETİRİYORBu olayda bir kez daha silaha erişimin sonuçlarıyla karşı karşıyayız.
Öfke anında ulaşılabilir bir silahın bulunması, birkaç saniyelik bir kararın geri dönülmez sonuçlar doğurmasına neden olabiliyor.
Silahın bulunduğu bir tartışmada artık yalnızca yüksek ses, tehdit veya kavga yoktur. Ölüm ihtimali de vardır.
Bu nedenle özellikle aile içi şiddet, tehdit veya ciddi anlaşmazlıkların bulunduğu durumlarda silaha erişim konusu da güvenlik politikalarının önemli başlıklarından biri olarak ele alınmalıdır.
BU HABERLERİ SADECE SAYI OLARAK OKUMAMALIYIZHer gün önümüze onlarca haber düşüyor.
Bir süre sonra “bir kadın daha öldürüldü”, “bir aile faciası yaşandı”, “eski eşini vurdu” gibi cümleler sıradanlaşmaya başlayabiliyor.
Asıl tehlike de burada.
Çünkü şiddetin sıradanlaşması, toplumun ona karşı geliştirdiği tepkinin de zayıflaması anlamına gelir.
Kezban Kabukçu yalnızca bir haber metninde geçen isim değil.
Y.E. yalnızca “ağır yaralı çocuk” değildir.
Bu olayın ardından bir aile, yakınlar, komşular ve belki de bir çocuğun bütün geleceği değişti.
Şiddeti önlemek yalnızca olay gerçekleştikten sonra suçluyu cezalandırmakla sınırlı olmamalı.
Tehdidi önceden görmek, risk altındaki kişiyi korumak, çocukları güvenli alana almak, hukuki mekanizmaları hızlı işletmek ve toplum olarak şiddeti hiçbir gerekçeyle meşrulaştırmamak gerekiyor.
Çünkü bir insanın “barışmak istemesi” sevgi olabilir.
Ama karşısındaki insanın kararına saygı göstermiyorsa, tehdit ve silah devreye giriyorsa bunun adı artık sevgi değildir.
Ve hiçbir ayrılık, hiçbir tartışma, hiçbir reddedilme bir insanın yaşam hakkından daha önemli değildir.