Modern çağın en pahalı şeylerinden biri huzur. Onu arıyoruz, satın almaya çalışıyoruz, bazen de reçetelerle elde etmeye uğraşıyoruz. Oysa bilim insanlarının altını çizdiği çok basit, çok insani bir gerçek var: Gülmek.

Evet, yanlış okumadınız. Kahkaha atmak, sadece ruh hâlimizi değil, bedenimizin kimyasını da değiştiriyor. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki gülme sırasında kortizol gibi stres hormonları düşüyor, mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin salgılanıyor. Üstelik bu süreç, vücudun “rahatla” komutunu veren parasempatik sinir sistemini de aktive ediyor. Yani gülmek, bedenin kendine “sakin ol” demesi aslında.

Ne ilginçtir ki yetişkinlikte gülmeyi neredeyse unutur hâle geliyoruz. Çocuklar günde yüzlerce kez gülebilirken, biz birkaç tebessümü bile lüks sayıyoruz. Hayatın ciddiyeti, geçim derdi, gelecek kaygısı, haberler, sosyal medya… Hepsi bir araya geliyor ve kahkahayı hayatımızdan sessizce çıkarıyor.

Oysa gülmek bir kaçış değil; tam tersine bir yüzleşme biçimi. Hayatın ağırlığını inkâr etmeden, ona rağmen nefes alabilmenin yolu. Gülmek, “Her şey kontrolümde” demek değil; “Her şeye rağmen buradayım” diyebilmek.

Belki de bu yüzden en içten kahkahalar, en zor zamanlardan sonra gelir. Bir hastane koridorunda, bir cenazeden sonra edilen kısa bir gülüş ya da yorgun bir günün sonunda dostlarla paylaşılan bir an… Hepsi ruhun kendini onarma çabasıdır.

Bilim söylüyor, beden doğruluyor, ruh zaten biliyor: Gülmek iyileştirir. Üstelik ne reçetesi var ne de dozu. Yan etkisi yok; aksine bulaşıcı.

Belki bugün haberleri biraz daha az okuyup, sevdiğimiz bir insanla daha çok gülmeliyiz. Belki de kendimize sormamız gereken soru şu:

Çocuğa Zincir Değil, Sevgi Gerek
Çocuğa Zincir Değil, Sevgi Gerek
İçeriği Görüntüle
En son ne zaman gerçekten güldüm?

ü