Esenyurt’ta bir asker eğlencesi…
Normalde ne olması gerekir?
Müzik, halay, uğurlama, mutluluk, belki biraz hüzün ama en önemlisi; insanların birbirine sarıldığı, güzel dileklerde bulunduğu bir gece.
Peki ne oldu?
Tartışma çıktı, sopalar konuştu, yumruklar havada uçuştu, silah ateşlendi, bıçak kullanıldı ve iki kişi hastaneye kaldırıldı.
Bir kutlama gecesi, birkaç dakika içerisinde adeta savaş alanına döndü.
Asıl üzerinde durmamız gereken nokta tam da burada başlıyor.
Biz ne zaman eğlenirken bile kavga etmeye başladık?
Ne zaman küçücük bir tartışmayı büyütmek, geri adım atmamak ve “ben altta kalmam” düşüncesi bu kadar hayatımızın merkezine yerleşti?
Bir insanın elinde silah, diğerinin elinde bıçak varsa artık bunun adı tartışma değildir.
Bunun adı kontrolsüz öfkedir.
Bunun adı şiddetin sıradanlaşmasıdır.
Üstelik olay asker eğlencesinde yaşanıyor.
Bir gencin hayatındaki önemli günlerden biri olması gereken gece, hastane ve polis ekiplerinin müdahalesiyle sona eriyor.
Düşünün…
Bir tarafta müzik sesi, diğer tarafta silah sesi.
Bir tarafta uğurlama, diğer tarafta ambulans.
Bir tarafta eğlence, birkaç dakika sonra korku ve panik.
Bu çelişki bile yaşadığımız toplumsal sorunu anlatmaya yetiyor.
Her benzer olaydan sonra aynı cümleleri kuruyoruz:
“Bir anda oldu.”
“Kimse ne olduğunu anlamadı.”
“Tartışma büyüdü.”
Ama belki de artık “bir anda oldu” demeyi bırakmamız gerekiyor.
Çünkü bu tür olayların arkasında çoğu zaman biriken öfke, tahammülsüzlük, güç gösterisi ve sorunları konuşarak çözme becerisinin zayıflaması var.
Tartışmak hayatın içinde vardır.
İnsanlar anlaşamaz.
Bir söz yanlış anlaşılabilir.
Bir bakış bile bazen gerginliğe neden olabilir.
Ancak her tartışmanın sonunda yumruk, sopa, bıçak veya silah varsa ortada ciddi bir toplumsal problem var demektir.
Asıl mesele, insanların neden bu kadar çabuk şiddete başvurduğudur.
Neden kimse “tamam, bitsin” demiyor?
Neden geri adım atmak zayıflık olarak görülüyor?
Neden kavganın ortasında bir kişi bile “yapmayın” dediğinde yeterli olmuyor?
Cep telefonu görüntülerinde bu tür olayları defalarca görüyoruz.
Kalabalık giderek büyüyor.
Birileri bağırıyor.
Birileri koşuyor.
Birileri yumruk atıyor.
Sonra bir silah sesi geliyor.
Ve o andan sonra herkes dağılıyor.
Çünkü herkes aslında silahın ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor.
Ama işin acı tarafı şu:
O silah çekilmeden birkaç saniye önce kimse kavganın sonucunu düşünmüyor.
Şiddet tam olarak böyle çalışıyor.
Önce öfke aklı devre dışı bırakıyor, ardından birkaç saniyelik davranış insanların bütün hayatını değiştirebiliyor.
Bugün iki kişinin yaralandığı belirtilen bu olay çok daha ağır sonuçlanabilirdi.
Silahın ateşlendiği, bıçağın kullanıldığı bir sokakta yalnızca kavgaya karışanlar tehlikede değildir.
Evinin balkonundan bakan çocuk da tehlikededir.
Sokaktan geçen vatandaş da.
Eğlenceye katılan aileler de.
Tesadüfen o anda orada bulunan herhangi biri de.
Bu yüzden silahlı ve bıçaklı kavgalar yalnızca tarafların meselesi değildir.
Bütün toplumun güvenlik sorunudur.
Bir başka önemli mesele de bu görüntülerin artık bize fazlasıyla tanıdık gelmesi.
Eskiden böyle bir olay duyduğumuzda şaşırırdık.
Şimdi videoyu açıyor, birkaç saniye izliyor ve bir sonraki habere geçiyoruz.
Asıl tehlike belki de burada.
Şiddeti görmeye alışıyoruz.
Sokak kavgasına alışıyoruz.
Silaha alışıyoruz.
Bıçağa alışıyoruz.
Ambulansın gelmesine alışıyoruz.
Oysa bunların hiçbirine alışmamalıyız.
Bir asker eğlencesinden geriye insanların güzel anıları kalmalı.
Silah sesi değil.
Bir annenin oğlunu uğurlarken hafızasında halaylar kalmalı.
Kavga görüntüleri değil.
Bir sokakta eğlence düzenlendiğinde mahalleli pencereyi korkuyla kapatmamalı.
Çünkü eğlencenin olduğu yerde insanlar güven içinde olmalı.
Bugün Esenyurt’ta yaşanan olay bize yine aynı gerçeği hatırlatıyor:
Öfke birkaç saniye sürüyor, sonucu bazen yıllarca devam ediyor.
Geri adım atmak korkaklık değildir.
Kavgadan uzaklaşmak güçsüzlük değildir.
Asıl güç, insanın öfkesini kontrol edebilmesidir.
Çünkü bir tartışmada son sözü söylemek önemli değildir.
Önemli olan, herkesin o gecenin sonunda evine sağ salim dönebilmesidir.