Kelimenin önerme isim babası Arapkir’de doğup; Elazığ Askeri Rüştiye, Kuleli Askeri İdadisi ve Askeri Tıbbiye’yi bitiren Türk hekimi serbest düşüncesiyle tanınmış politika adamıydı. Özrü kabahatinden büyük olan “Jön Türkçü”  Hekim Abdullah Cevdet, Damat Ferit’in Sadrazamlığı zamanında “Sıhhiye Müdür-i Umumîsi” görevi yaptı. Mütareke yıllarında Kürt Teali Cemiyeti ile İngiliz Muhipleri Cemiyeti gibi Milli Mücadeleye karşı olan derneklerde görev üstlendi. Hazretin siyasi ve politik istikrarsızlığı yanında Ulusal Kurtuluş Savaşımız yıllarındaki Milli Meclis’e ulaşan dedikodular Ankara’yı ziyareti sırasında Milli Meclis erkânınca iyi bir kabul görmemesine neden olmuştur. Radikal batıcılık denen, tüm dini ve milli değerleri bırakarak her şeyimizle Avrupalılaşmak düşüncesinin belli başlı düşünce adamı ve hararetle savunucusu ve daha da olmadı zorla halka kabul ettirilmesi ile bu bağlamda etnik ile dini ve milli asimilasyon uygulanmasının avukatlığını yapmıştır Dr. Abdullah Cevdet. Sıhhiye Müdür-i Umumîsi görevini yürütürken Türk toplumunun tek kurtuluş çaresinin olduğunu bile reçete etmiştir. Türk toplumunun içinde bulunduğu buhrandan kurtulabilmesi için şuydu önermesi;   “Avrupa’dan erkekler getirelim ve bizim kızlarımızla çiftleştirelim. Onlardan doğacak olan bireyleri okutup yetiştirelim ve onlara her türlü yönetim-eğitim-denetim-üretim kademelerini teslim edelim. Uygulayacağımız bu süreç sonunda Türk toplumu düze çakacaktır.” Yani Avrupalı kelleler DAMIZLIK DANA, Türk halkının melikelerini de süt veren dört ayaklılar (hâşâ onların bile kadir ve kıymetini pek bilemiyoruz) olarak gören batılılaşma ve batıcılık zihniyetinde değişen pek bir şey hala gözle görülemiyor. Aynı felsefede olan devrimci arkadaşlarımın yüzyıl önceki peronda hala beklemeleri yanında sosyal paylaşımlarında 25 – 30 yıl önceki faydacı bilgi birikimleriyle öğretmenliğe özellikle de Tarih Öğretmenliğine devam ediyor olmalarını kanıksıyor olmak güldürüyor beni. Rahmetli Ulu Önder Gazi Paşa’mın Evlâd-ı Fatihandan olan büyüklerinin Karaman civarındaki Türkmenlerden Balkanlar’a yerleştirilenler olduğu belge ve bulgularla bu gün açık seçik kanıtlanmıştır. Bir kaç gömlek önceki dedesinin Manastır’da Müftü olduğu da soy kütüğü araştırmacıları tarafından ortaya çıkarıldığı bilinen bir gerçektir. Allah uzun ömürler versin benim Deniz Baykal’ımın bundan yıllar önce Söğüt’teki Ertuğrul Gazi’yi anma etkinlikleri haftasında gerek Kayı boyu ve gerekse Yunus Emre ile ilgili Türkmen Dervişi idi ve şu m….be mensuptu gibi mesnetsiz uydurması nasıl kabul görmemiş ve atıl kalmasına rağmen benim yan site komşum Seka Kağıt Fabrikasının işlediği zamandaki iş yeri hekimi Dr. (ismi bende kalsın) aynı politik uydurmayı safsatalaştırıp, doğruymuş gibi de başındaki fotür şapkası ile yakasına kondurduğu Gazi Paşa’mın rozetine baka baka bireyleri uyuşturmaya ve bizi ayrıştırmaya yönelik çabalarını görmek Türk toplumu ve Gazi Paşa’mız adına sizleri de üzer. Osmanlı Türklerinin İslam birliğini sağlayan lideri Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır seferi sonucu hatmi şerifler okunarak İstanbul’a nakledilen “Kutsal Emanetler”; Topkapı Sarayı’ndaki dairesinde günün yirmidört saati hatmi şerif okunarak muhafaza edilmişti ve bir ara kesintiye uğratılmasına rağmen hala devam ediyor Muhammet Mustafa (sav.) hürmetine… Geçmişte Savaştepe İlçemizde Mal Müdürlüğü görevi yapan bürokrasi tanışım ve yönetici arkadaşım ile mahalledaşım komşumla zaman zaman karşılaşıp hal ü hatır soruyoruz birbirimize. Sosyal demokratlık bu ya muhabbete dönüşen ortamda emekli bayan müdürümüzün deyimiyle  (Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde) “O’nun sarayında başarılı olabilmesi için yüz yetmiş kusur insan her gün Fetih Suresini okuyormuş.” İfadesi yanında her halde okuyan bireylerin de maaşlı veya ücretli olduğunu ima etmesi yukarıdaki üç farklı bireye ait damızlıkla ilişkili hatıram pes vallahi dedirtti bana. Size ne ve de neler dedirtir kestiremiyorum. Çünkü adaletiyle ünlü Halife Ömer’in “Cehalet en fena yoksulluktur” dediği gibi düşünüyorum.