“Türk İnkılâbı” ya da başka bir deyişle, “Atatürkçülük” olarak tanımladığımız ve kaynağını hayat gerçeğinden alan bu sistem; yeniliğe ve gelişmeğe açık; hatta teşvik edicidir. Akılcı, gerçekçi ve dinamiktir. Bir yönü ile de, bir oluş ve bitişin hikâyesi olarak asla kabul edilemez. Hayat gerçeğine değer ve kıymet verdiği için de katı ve statik bir doktrine de bağlı değildir. Ulu Önderimize göre bir doktrine bağlı kalmak, donup kalmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nitelikleri, Atatürk’ün devlet anlayışına hâkim olan
“Milli Egemenlik, Milli Devlet ve Milli Bağımsızlık” olan bu üç temel ilkeden kaynaklanmaktadır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi ise Cumhuriyetçilik İlkesidir.
Cumhuriyet; hem bir devlet ve hem de bir hükümet şeklidir. Devlet şekli olarak; egemenliğin bir kişi veya bir zümreye değil, toplumun tümüne ait olduğu bir devleti ifade eder. Aynı zamanda bir hükümet şekli olarak kabul edildiğinden, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının seçim ilkelerine göre kurulmuş olduğu; özellikle bu organların oluşumunda verasetin kesinlikle söz bile edilmediği, bir hükümet biçimi anlaşılır. Bunun içindir ki; 29 Ekim 1923 tarihinde çıkartılan yasayla “Türkiye Cumhuriyeti’nin şekl-i hükümeti Cumhuriyettir” denilmek suretiyle “Cumhuriyet” bir yönetim biçimi olmakla birlikte bir hükümet şekli olarak vasıflandırılmıştı.
Devletimizin adının Cumhuriyet olması ve başımızda veraset yoluyla iktidara
gelmiş olmayan bir devlet başkanının bile bulunması, mutlaka “Milli Egemenlik İlkesi”ne dayanan “Demokratik” bir yönetim biçimine sahip olduğumuzu göstermez. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümzün Cumhuriyetçilik anlayışı, sadece hükümdarlığın reddi (kabul edilmediği) anlamına gelen bir Cumhuriyet değildir. O’nun anlayışı; Demokratik bir Cumhuriyetçiliktir.
Atatürk; üstün sezgisiyle “Cumhuriyet fazilettir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuskâr insanlar yetiştirir. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, cumhuriyet sizlerden fikri hür, vicdanı hür insanlar ister.” Cumhuriyet idaresi ise; bütün vatandaşların her alanda eşitliği ve devlet yönetimine eşit olarak katılmaları temeline dayanır. Cumhuriyette devlet; vatandaşların ortak iradelerinin ürünüdür.
Cumhuriyet kelimesi, Arapça kökenli olup; “Cumhur” kelimesinden gelmektedir. Halk, ahali, büyük topluluk anlamlarındadır. Daha geniş tanımıyla “Millet” anlamında
kullanılmaktadır. Cumhuriyet yönetimindeki “İLK KOŞUL” seçimdir. Devlet Başkanı, Yasama ve Yürütme organları belli bir süre için seçilerek iş başına getirilir. Bu organlar, belli bir süre sonra yerlerini yine seçimle gelen kişilere bırakırlar.
Cumhuriyet; günümüzde halk ve millet egemenliğini doğru ve gerçek anlamıyla anlatmak için kullanılan doğal bir kavramdır. Cumhuriyet; milli egemenlik idealini, milletimizin irade ve egemenliğini, vatandaşlarımızın devlet ve devletimizin de vatandaşlarımıza karşı hak ve ödevlerini en güzel biçimde düzenleyen bir yönetim şeklidir ve öyle de olmalıdır. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüze göre; yönetimdekilerin gerektiğinde topluma hesap verme zorunluluğu vardır. Cumhuriyet yönetimi bu yönüyle de diğer yönetim biçimlerinden üstündür, ama bizim sorunumuzda burada başlıyor. ATATÜRK; “Millet tarafından, millet adına devleti idareye memur edilenler için, gerektiğinde millete hesap verme zorunluluğu laubalilik ve keyfi hareketle asla bağdaşmaz” demek suretiyle yönetim kademelerinde görev alanları uyarmıştı. Fakat Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz adının arkasına gizlenerek bu uyarı ve ikaza kulak tıkayanların aynı zamanda seslerini de yükseltmeye hatta entrikalar düzenlemeye çalışmaları düşündürücü olmaktadır.
Ulu Önder; Türk Milletinin yapısına en uygun yönetim biçiminin, Cumhuriyet olduğuna inanmıştı. Cumhuriyet; düşünce ve serbestliğin taraftarıdır. Cumhuriyette samimi ve yasal olmak koşulu ile her düşünceye saygı duyulur. Türk Milletinin yaşam tarzına, örf ve adetlerine en uygun yönetim biçimi Cumhuriyettir. Bu sebepledir ki; en içten duygularla çağdaşlaşmanın, yenileşmenin, yücelmenin ve muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkabilmenin ön koşulu, bir asrı doldurduğumuz genç Cumhuriyetimizi sonsuza dek hep birlikte korumak, kollamak, yaşatmak ve yüceltmektir. Bu sorumluluk kimsenin tekelinde değildir.
Ulu Önder; “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözlerinin takipçisi olan bizler, milli birlik ve beraberliğe Kurtuluş Mücadelesi döneminde ne kadar muhtaç idiysek; bugün de en az o kadar muhtacız. Ve unutmayalım ki; bu birlik ve beraberliğin bağlayıcı unsurları kendi öz kültürümüz Türk Kültürü’nde mevcuttur. Büyük kurtarıcının millet tanımında, “Kültür” vazgeçilemez bir öğe idi. 1935’teki “Milli kültür, en yüksekte göz diktiğimiz idealdir” sözüyle de akılcılığı ve idealizmi birleştirmiş, milli bir heyecan fırtınası ile beslenen kültür seferberliğini en görkemli boyutlara ulaştırmıştı.
Cumhurî idarenin başladığı günün özüne bağlı kalınıp, Cumhuriyet Bayramı olarak sonsuza dek coşkuyla kutlanması dileğimle, şimdiden bayramınızı kutladığımı düşünüyorum.

YORUMLAR