Bursa’nın Osmangazi ilçesine bağlı Yenibağlar Mahallesi’nde yaşananlar, ilk bakışta basit bir “komşuluk anlaşmazlığı” gibi görülebilir. Bir evde çok sayıda kedi ve köpek besleniyor, hayvanların sesleri mahalleyi rahatsız ediyor, vatandaşlar da buna tepki gösteriyor…
Ancak olayın ayrıntılarına baktığınızda meselenin çoktan sıradan bir gürültü şikâyetinin ötesine geçtiğini görüyorsunuz.
Saat 03.30’da bir insan sokağın ortasına oturup, “Bu köpek buradan gidene kadar ben bu yolun ortasında oturacağım” diyorsa orada artık yalnızca havlayan bir köpekten söz edemeyiz.
Orada biriken bir öfke vardır.
Orada uykusuz kalan insanlar vardır.
Orada çözülemeyen bir sorun vardır.
Ve en önemlisi, çözülmediği için giderek büyüyen bir mahalle gerilimi vardır.
Hayvan sevgisi başka, çevreye karşı sorumluluk başka
Hayvan beslemek elbette başlı başına kötü bir şey değildir. Sokakta ya da evde yaşayan hayvanlara sahip çıkmak, onların bakımını üstlenmek son derece insani bir davranıştır.
Ancak hayvan sevgisi, çevrede yaşayan insanların haklarını yok saymak anlamına da gelmemeli.
Bir apartmanda, bir evde ya da bir sokakta hep birlikte yaşıyoruz.
Bir insanın hayvan besleme hakkı varsa, yan komşunun da gece uyuma hakkı var.
Sabah işe gidecek insanın dinlenme hakkı var.
Çocuğun kendi sokağında güven içerisinde oyun oynama hakkı var.
Mesele tam da burada başlıyor.
Mahalle sakinlerinin anlatımına göre hayvan sesleri kimi geceler saat 03.00-04.00’e kadar sürüyor. İnsanlar sabah işe uykusuz gittiklerini söylüyor.
Bu şikâyet uzun süredir devam ediyorsa ve mahalleli artık gece yarısı sokağa dökülüyorsa, ortada çözülmesi gereken ciddi bir toplumsal huzur problemi vardır.
Asıl kırmızı çizgi çocuklar
Fakat haberde benim için en dikkat çekici bölüm hayvanların çıkardığı sesler değil.
Çocuklarla ilgili bölüm.
Sabah saatlerinde sokakta oynayan kız çocuklarının üzerine su dökülmesi, ardından çocukların bulunduğu bölgeye saksı fırlatılması…
Üstelik yaşanan olaylardan birinde bir çocuğun parmağının kırıldığı belirtiliyor.
İşte burası artık tartışmanın bambaşka bir noktaya geldiği yer.
Bir mahallede çocuklar oyun oynarken üzerlerine bir şeyler fırlatılmaya başlanıyorsa konu yalnızca “komşular anlaşamıyor” denilerek geçiştirilemez.
Çünkü çocukların güvenliği tartışma konusu yapılamaz.
Yetişkinler arasında ne yaşanırsa yaşansın, bunun bedelini çocuklar ödememeli.
Bir sorun büyüyene kadar neden beklenir?
Mahalle sakinlerinin ifadelerinde dikkat çeken başka bir nokta daha var: Defalarca şikâyette bulunduklarını ve artık yetkililerden çözüm beklediklerini söylüyorlar.
Burada sorulması gereken soru şu:
Bir mahallede gerginliğin bu seviyeye gelmesi neden bekleniyor?
Sorun gerçekten uzun süredir devam ediyorsa ilgili kurumların şikâyetleri incelemesi, hayvanların yaşam koşullarını değerlendirmesi, çevreye verilen rahatsızlığın boyutunu tespit etmesi ve tarafların karşı karşıya gelmesini engelleyecek bir çözüm üretmesi gerekir.
Çünkü çözümsüz bırakılan her küçük mesele, zamanla büyük bir kavgaya dönüşme potansiyeli taşır.
Bugün sokağın ortasına oturan bir mahalle sakini…
Yarın karşılıklı tartışmalar…
Bir sonraki gün ne olacağını kim bilebilir?
Kamu kurumlarının görevi yalnızca olay çıktıktan sonra müdahale etmek değildir.
Bazen asıl başarı, olayın çıkmasını engellemektir.
İnsanları da hayvanları da koruyan çözüm bulunmalı
Burada yapılması gereken hayvanları hedef göstermek de değil.
Çünkü onlar yaşanan tartışmanın tarafı değil.
Sorun, insanların birlikte yaşam kurallarını nasıl uyguladığıyla ilgili.
Eğer bir evde bakılan hayvanların sayısı onların sağlıklı koşullarda yaşamasını engelliyorsa bunun da incelenmesi gerekir.
Eğer çevrede ciddi bir gürültü oluşuyorsa bunun da çözülmesi gerekir.
Eğer çocukların güvenliğini tehdit eden davranışlar yaşanıyorsa bunun da ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Yani çözüm; “hayvanlar gitsin” ya da “mahalleli katlansın” kadar basit değil.
Çözüm hem hayvanların refahını hem mahalle sakinlerinin huzurunu hem de çocukların güvenliğini koruyabilmeli.
Psikolojik rahatsızlık iddiası üzerinden hüküm kurulamaz
Mahalle sakinlerinden bazıları söz konusu kişinin psikolojik sorunları olabileceğini ileri sürmüş.
Ancak ortada resmi bir sağlık değerlendirmesi bulunmadığı sürece bu konuda hüküm vermek doğru olmaz.
İnsanları uzaktan teşhis etmeye çalışmak yerine somut olaylara bakmak gerekiyor.
Gece gürültüsü var mı?
Çevre rahatsız ediliyor mu?
Çocukların bulunduğu yere saksı fırlatıldı mı?
Bir çocuk yaralandı mı?
Kamu düzenini veya güvenliği ilgilendiren bir durum var mı?
Yetkililerin değerlendirmesi gereken konular bunlar.
Mahallelinin sözü aslında her şeyi anlatıyor
Haberde bir vatandaşın kullandığı şu ifade oldukça önemli:
“Başımız belaya girsin istemiyoruz.”
Belki de bütün olayın özeti bu cümlede gizli.
İnsanlar kavga etmek istemiyor.
Gece yarısı sokağa çıkmak istemiyor.
Sabaha kadar tartışma yaşamak istemiyor.
Çocuklarını tedirgin biçimde sokağa göndermek istemiyor.
Sadece normal hayatlarına devam etmek istiyorlar.
Bir mahallede insanlar artık “Başımız belaya girmeden biri bu sorunu çözsün” diyorsa, o çağrının ciddiye alınması gerekir.
Çünkü mesele kedi değil.
Mesele köpek de değil.
Mesele bir mahallenin birlikte yaşayabilme meselesi.
Ve birlikte yaşamanın en temel şartı da herkesin sınırını bilmesi, başkasının hakkına saygı göstermesi ve sorun büyümeden kamu otoritesinin devreye girmesidir.
Yenibağlar’daki olayın daha büyük bir gerginliğe dönüşmeden çözüme kavuşması gerekiyor.
Çünkü bir mahalle gece yarısı topluca sokağa çıkacak noktaya geldiyse, artık “komşular kendi arasında halletsin” deme zamanı çoktan geçmiştir.