30 Mart… Takvimde sıradan bir gün gibi görünebilir. Oysa bugün, dünya genelinde milyonlarca insanın görünmeyen bir mücadeleyi anlattığı önemli bir farkındalık günü: Dünya Bipolar Günü.
Bipolar bozukluk… Çoğu zaman yanlış anlaşılan, kimi zaman hafife alınan ama aslında insanın iç dünyasında fırtınalar koparan bir ruhsal durum. Bir gün gökyüzü kadar yüksek bir enerji, ertesi gün dipsiz bir kuyu gibi ağır bir çöküş… İşte bu gelgitlerin adı bipolar.
Toplumda hâlâ “ruh hali değişkenliği” gibi basite indirgenen bu durum, aslında bir tercih değil, bir karakter özelliği hiç değil. Bu, bir hastalık. Ve en önemlisi: Tedavi edilebilir, yönetilebilir bir süreç.
Bugün bu köşede asıl konuşmamız gereken şey ise hastalıktan çok, bakış açımız.
Çünkü bipolar bozuklukla yaşayan bireylerin en büyük yükü çoğu zaman hastalığın kendisi değil; anlaşılmamaktır. “Abartıyorsun”, “toparla kendini”, “herkesin derdi var” gibi cümleler, zaten zor olan bir süreci daha da ağırlaştırır. Oysa bazen yapılması gereken tek şey, yargılamadan dinlemek, anlamaya çalışmak ve yanında olmaktır.
Bu özel günün 30 Mart’ta kutlanmasının da ayrı bir anlamı var. Ünlü ressam Vincent van Gogh’un doğum günü… Hayatı boyunca ruhsal dalgalanmalar yaşayan, ama aynı zamanda dünyanın en etkileyici eserlerini ortaya koyan bir sanatçı. Onun hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: İnsan, en karanlık anlarında bile içinde ışık taşıyabilir.
Bugün bir farkındalık günü. Ama sadece sosyal medyada bir paylaşım yapıp geçilecek bir gün değil. Belki bir yakınımızı daha dikkatle dinlemek, belki kendimiz için bir uzmana başvurma cesareti göstermek… Küçük adımlar, büyük değişimlerin başlangıcı olabilir.
Unutmayalım…
Ruh sağlığı, en az beden sağlığı kadar gerçek ve önemlidir.
Ve bazı savaşlar, sessiz verilir.
Bugün 30 Mart. Belki de birini gerçekten anlamak için en doğru gün.
