Köşe Yazıları

Bir Anlık Öfke, Bir Ömürlük Pişmanlık

Bursa’nın Osmangazi ilçesinde bir parkta başlayan tartışmanın dakikalar içinde silahlı kavgaya dönüşmesi, yalnızca adli bir vaka olarak görülüp geçilecek kadar sıradan değil.

Ortada yaralanan insanlar, 17 yaşında bir genç, ateşlenen bir silah ve bir anda hastane koridorlarına taşınan hayatlar var.

Üstelik olayın belki de en çarpıcı taraflarından biri, silahı kullandığı öne sürülen kişinin ateş sırasında kendi bacağından da yaralanması. Ambulansa götürülürken sağlık çalışanlarına söylediği, “Abi hakkınızı helal edin, beni bu kadar kaldırdınız” sözleri ise olayın trajikomik görüntüsünü daha da ağırlaştırıyor.

Bir tarafta öfke, diğer tarafta silah… Sonrasında ise pişmanlık, ambulans ve hastane.

Peki ne zaman bu kadar kolay öfkelenir olduk?

İnsanlar tartışabilir. Gençler arasında anlaşmazlıklar çıkabilir. Parkta, sokakta, okul çevresinde veya mahallede gerilim yaşanabilir. Ancak normal olmayan, bir sözlü tartışmanın birkaç dakika içerisinde silahlı hesaplaşmaya dönüşebilmesidir.

Silahın bir tartışmanın “çözüm aracı” olarak görülmeye başlaması, toplum açısından ciddi bir alarm işaretidir. Çünkü silah ortaya çıktığı anda artık kimin haklı olduğunun, tartışmanın neden başladığının veya kimin ilk sözü söylediğinin hiçbir önemi kalmaz.

Bir tetiğe dokunulur ve geri dönüşü olmayan sonuçlar ortaya çıkabilir.

Bu olayda yaralanmalarla sonuçlanan kavga, çok daha ağır bir tabloya da dönüşebilirdi.

Bugün gençlerin hayatında güçlü bir görünürlük baskısı bulunuyor. Sosyal medya, arkadaş çevresi, “geri adım atmama” düşüncesi, güç gösterisi ve küçük düşürülme korkusu bazı tartışmaları olduğundan çok daha büyük hale getirebiliyor.

Fakat burada kolaycı bir şekilde bütün suçu sosyal medyaya ya da filmlere yüklemek de doğru olmaz.

Mahalle sakinlerinin olay sonrasında dile getirdiği bu yöndeki görüşler birer değerlendirmedir. Şiddetin nedenlerini tek başına televizyon, sinema veya sosyal medya içerikleriyle açıklamak mümkün değildir.

Aile ortamı, eğitim, arkadaş çevresi, ekonomik koşullar, silaha erişim, öfke kontrolü ve toplumsal değerler gibi çok sayıda unsurun birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Önemli olan, gençlere “öfkelendiğinde ne yapacağını” öğretmek kadar, “öfkelendiğinde ne yapmaması gerektiğini” de anlatabilmektir.

Her silahlı kavga haberinden sonra aynı soru yeniden gündeme geliyor: Bu silahlar nereden geliyor?

Bir park tartışmasında bile silah çıkarılabiliyorsa, bireysel silahlanma meselesinin yalnızca güvenlik güçlerinin değil, bütün toplumun üzerinde düşünmesi gereken bir konu olduğu açıktır.

Çünkü kontrolsüz silahlanmanın bedelini sadece silah taşıyan kişi ödemiyor. O parkta yürüyen vatandaş, bankta oturan çocuk, evine dönen öğrenci veya tesadüfen olay yerinden geçen herhangi biri de saniyeler içerisinde tehlikenin ortasında kalabiliyor.

Silahın olduğu yerde “yanlışlıkla” kelimesinin bedeli bazen bir insan hayatıdır.

Ambulansa götürülürken söylenen “Hakkınızı helal edin” sözü de üzerinde düşünülmesi gereken bir cümle.

İnsan bazen öfkesinin sonucunu ancak sedyeye uzandığında fark ediyor. Birkaç dakika önce güç gösterisi olarak görülen davranış, birkaç dakika sonra çaresizliğe dönüşebiliyor.

Belki de gençlere anlatılması gereken en temel gerçeklerden biri tam olarak budur:

Cesaret, silah taşımak değildir. Cesaret, kavga büyürken geri çekilebilmektir.

Güç, karşıdakini korkutmak değildir. Güç, öfkeni kontrol edebilmektir.

Parklar çocukların oynadığı, insanların nefes aldığı, ailelerin vakit geçirdiği yerlerdir. Bir parkın silahlı kavganın adresi haline gelmesi yalnızca olaya karışan kişilerin meselesi değildir.

Bu, o mahallede yaşayan herkesin güvenlik duygusunu zedeler.

Bugün Bursa’da yaşanan bu olay birkaç kişinin kavgası gibi görülebilir. Fakat mesele bundan daha büyük.

Eğer gençler arasındaki tartışmaların sonunda silahlar konuşuyorsa, yalnızca olayın faillerini değil, şiddeti sıradanlaştıran bütün koşulları konuşmamız gerekiyor.

Çünkü bir sonraki haberin yalnızca “yaralılar hastaneye kaldırıldı” cümlesiyle bitmesinin hiçbir garantisi yok.

Bazen bir saniyelik öfke, yıllarca sürecek bir pişmanlığa dönüşebilir.

Ve ne yazık ki bazı pişmanlıkların ardından söylenecek “hakkınızı helal edin” cümlesi bile çok geç olabilir.