Köşe Yazıları

500 Bin Liralık Vicdan Sınavı

Hatay’da yaşanan bu olay, aslında yalnızca kaybolan ve bulunan altınların hikâyesi değil. Bir depremzedenin yeniden hayat kurma mücadelesinin, birkaç dakika içinde nasıl büyük bir korkuya dönüşebildiğinin hikâyesi.

6 Şubat depremlerinin ardından yaşadıkları şehri terk etmek zorunda kalan Özcan Gür, ailesiyle birlikte yeniden Hatay’a dönmüş. Evini kurmak, eksiklerini tamamlamak, çalınan ve kaybolan eşyalarının yerine yenilerini almak istemiş. Bunun için de kayınbabasından borç olarak altın almış.

Yani o kesenin içindeki altınlar yalnızca para değildi.

Bir buzdolabıydı.

Bir çamaşır makinesiydi.

Bir koltuk takımıydı.

Belki çocuğunun yeniden “evimiz” diyebileceği bir salondu.

Belki de yıllar sürecek bir borcun altında ezilmeden yeniden ayağa kalkabilme umuduydu.

Fakat hayat bazen insanı en beklenmedik anda sınava sokuyor.

Özcan Gür aracından inerken yaklaşık 500 bin TL değerindeki altınların bulunduğu keseyi yola düşürüyor. Ardından bölgeden geçen bir kadın keseyi görüyor ve alıp yoluna devam ediyor.

İşte tam burada mesele altından çıkıp vicdana dönüşüyor.

Yerde bulduğumuz bir şey gerçekten bizim midir?

Sahibi belli olmayan bir eşya, onu bulan kişinin malı olabilir mi?

O keseyi yerden kaldırırken içinde ne olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Fakat içinde bir insanın borcu, başka bir ailenin emeği, yeniden kurulmaya çalışan bir hayat varsa ne olacak?

Bugün hepimiz ekonomik sıkıntılardan, geçim derdinden, hayatın ağırlığından söz ediyoruz. Fakat şartlar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, insanı insan yapan bazı sınırlar vardır. Başkasına ait olanı sahibine ulaştırmaya çalışmak da bunlardan biridir.

Üstelik bu olayın bir başka tarafı daha var.

Polis ekipleri güvenlik kameralarını inceleyerek yüzü net şekilde görünmeyen kişiyi yaklaşık iki saatlik çalışmayla tespit ediyor. Evde yapılan aramada 6 tam, 4 yarım ve 8 çeyrek altın bulunuyor ve ziynet eşyaları sahibine teslim ediliyor.

Özcan Gür'ün söylediği şu söz ise olayın büyüklüğünü anlatmaya yetiyor:

“Polisler olmasaydı borcum bir anda iki katı olacaktı.”

Bir insan düşünün…

Depremden çıkmış.

Eşyalarını kaybetmiş.

Başka bir şehre gitmiş.

Yıllar sonra memleketine dönüp yeniden yuva kurmaya çalışmış.

Tam hayatını düzene koyacağını düşünürken 500 bin liralık borç yüküyle karşı karşıya kalmış.

Bir dakika…

Sadece bir dakika içinde.

Sonra polislerin çalışmasıyla o hayat yeniden rayına oturmuş.

Belki bu nedenle bu haberin sonunda konuşmamız gereken şey yalnızca “altınlar bulundu” olmamalı.

Asıl konuşmamız gereken vicdan.

Çünkü bazen yerde bulduğunuz bir kese sizin için birkaç parça altın olabilir; fakat o keseyi kaybeden insan için yıllarca çalışarak ödenemeyecek bir borç, kurulamayacak bir ev ve yarım kalacak hayaller anlamına gelebilir.

Hatay zaten büyük bir yıkım yaşadı.

İnsanlar evlerini, yakınlarını, eşyalarını, düzenlerini kaybetti.

Böyle şehirlerde yeniden yapılanma yalnızca betonla olmaz.

Bir şehrin gerçekten ayağa kalkabilmesi için güvenin, dayanışmanın ve vicdanın da yeniden inşa edilmesi gerekir.

Belki de bu olay hepimize basit ama önemli bir soruyu yeniden hatırlatıyor:

Yerde içi altın dolu bir kese bulsaydık, ne yapardık?

Cevabımız aslında cebimizin değil, vicdanımızın ne kadar zengin olduğunu gösterecek.