Sivrioğlu, Eren Kaşıkçı denildiğinde aklına ilk gelen şeyin şampiyonluk kupası ya da yaptığı yemekler olmadığını, genç şefin her şeyden önce karakteriyle hafızasında yer ettiğini anlattı.
SOMER SİVRİOĞLU’NUN EREN KAŞIKÇI İÇİN YAZDIĞI VEDA YAZISI Somer Sivrioğlu, “Elveda ey dost!” sözleriyle başladığı yazısında şu ifadeleri kullandı: “Elveda ey dost! Çok şef tanıdım meslek hayatımda. Kiminin yeteneği aklımda kaldı, kiminin lezzetleri. Çok azı karakteriyle hafızama kazındı. Eren Kaşıkçı’yı düşündüğümde aklıma ilk gelen ne ‘MasterChef’ kupası ne de yaptığı yemekler oluyor. Önce karakteri geliyor. Yıllarca yakın dostumuz Ali Ronay Şef’in mutfağında çalışmasına rağmen ‘MasterChef’ yarışmasının başında bunu bizden özellikle saklamıştı. Sonra nedenini öğrendiğimde Eren Kaşıkçı’ya olan saygım daha da arttı. Hiçbir zaman tanıdıklarının arkasına sığınmak istememişti. İstediği tek şey önümüze koyduğu tabağın konuşmasıydı. Tabaklarının iddiası sunumunda değil, lezzetindeydi. Onun mutfaktaki mottosu da zaten buydu: Lezzet, lezzet, lezzet... Ali Şef de onu anlatırken hep aynı özelliklerin altını çiziyor. 29’dan Raffles İstanbul’a uzanan yolculuğunda mutfağın en meraklı, en çok sorgulayan ve yaptığı işi sürekli geliştirmeye çalışan gençlerinden biri olduğunu söylüyor. İlk şeflik görevine giderken de ‘MasterChef’e başvurmadan önce de ilk aradığı kişi Ali Şef olmuş. Şampiyon olduktan sonra bile ondan fikir almaktan vazgeçmemiş. Ustaya saygı Eren’in mayasında vardı.”
“AĞUSTOSTA BİRLİKTE GÖKÇEADA’YA GİDECEKTİK”
Sivrioğlu, Kaşıkçı’nın yoğun çalışma temposunun ardından Gökçeada’da kendisine yeni bir hayat kurmasını ve birlikte gerçekleştirmeyi planladıkları yolculuğu şöyle anlattı:
“Sonra bu ağır çalışma temposundan yoruldu. Gökçeada onun için bir kaçış değil, kendini yeniden bulduğu bir durak oldu. Saatlerce konuştuk adayı. Benim de bir gün oraya yerleşme hayalim olduğunu bildiği için toprağının bereketini, suyunun güzelliğini, zeytinini, rüzgârını büyük bir heyecanla anlatırdı. Sonra bir anda işin romantizmini bırakır; üretmenin ne kadar zor olduğunu, kışın hayatın nasıl yavaşladığını, adada yaşamanın sabır istediğini söylerdi. Ama bütün sohbetlerimiz aynı cümleyle biterdi: ‘Allah var, gam yok.’ Ağustosta birlikte Gökçeada’ya gidecektik. Kısmet değilmiş.” HASAN BİLTEKİN İLE DOSTLUĞUNA DEĞİNDİMasterChef 2021 sezonunda Eren Kaşıkçı ile Hasan Biltekin arasında kurulan güçlü dostluğa da değinen Somer Sivrioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘MasterChef’ boyunca Hasan Biltekin’le kurduğu bağ da unutulacak gibi değildi. Finale yürüyen iki rakipten çok, birbirini yukarı taşıyan iki kardeş gibiydiler. O sezon kupayı Eren kazandı ama asıl kazanan dostluktu. Kaderin en acı cilvesiyse bugün o dostun diğerini omuzlarında sonsuzluğa uğurlaması oldu.” KIZI MAYA’YA VERDİĞİ SÖZÜ TUTTUSivrioğlu, Eren Kaşıkçı’nın kızı Maya’ya verdiği şampiyonluk sözünü ve daha sonra iş hayatında yaşadığı zorlu dönemi de köşesine taşıdı:
“Bir de Maya vardı... Daha minicik kızına verdiği bir söz: ‘Bu kupayı sana getireceğim.’ Ve götürdü. Şampiyonluk bazen ödülden çok yük getirir. Birçok başarılı yarışmacı gibi o da büyük vaatlerle bir ortaklığa girdi. Hayalini kurduğu ‘fine dining’ restoranı açtı; istediği gibi gitmedi. Ama Eren’in en sevdiğim taraflarından biri şuydu: Başarısızlığa hiçbir zaman bahaneler bulmadı. Kimseyi suçlamadı. Bir röportajında bunu nefsinin imtihanı olarak gördüğünü söylemişti. Ardından hayatını özetleyen o cümleyi kurmuştu: ‘Ben çalışayım, rızkım Şam’dan gelir.’ Gerçekten öyle yaptı. Yeniden önlüğünü giydi. Kızıl Sakal’ı kurdu. Tekrar ayağa kalktı. Bugün baktığımda genç aşçılara bırakacağı en büyük mirasın kupası değil, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilme iradesi olduğunu düşünüyorum.”
“TOKAT SEVGİSİ TARİF EDİLECEK GİBİ DEĞİLDİ”
Eren Kaşıkçı’nın memleketi Tokat’a duyduğu sevgiyi anlatan Somer Sivrioğlu, MasterChef çekimlerinde yaşadıkları anıları da aktardı:
“Tokat sevgisiyse tarif edilecek gibi değildi. Zile’de gerçekleştirdiğimiz ‘MasterChef’ çekimlerinde bunu birlikte yaşadık. Tokat kebabını, Zile batını anlatırken gözlerinin içi gülüyordu. Belediye, kadın kooperatifi, üreticiler... Herkesin emeğini görünür kılmaya çalışıyor, memleketini anlatırken kendini değil, doğduğu toprağı öne çıkarıyordu. Çünkü bazı insanlar yaşadıkları şehri temsil etmez, onu yaşatırlar.” KONYA’DAKİ SON YOLCULUKLARINI ANLATTISomer Sivrioğlu, Eren Kaşıkçı ile vefatından kısa süre önce Konya’da birlikte olduklarını da anlattı. Şems-i Tebrizi, Mevlana ve Ateşbaz-ı Veli’nin makamlarını ziyaret ettiklerini belirten Sivrioğlu, o günün şimdi kendisi için çok daha farklı bir anlam taşıdığını ifade etti:
“Daha önceki hafta birlikte Konya’daydık. Sabah şehir uyanmadan buluştuk. Program başlamadan önce Şems-i Tebrizi Hazretleri’nin, ardından Hazreti Mevlana’nın huzuruna çıktık. Sonra birlikte pirimiz Ateşbaz-ı Veli’nin makamında dua ettik. Bugün dönüp bakınca o sabahın ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. İnsan bazı vedaların, sohbetlerin, kahkahaların ve yolculukların son kez yaşandığı anı bilmiyor. Şimdi canımı en çok acıtan da bu. Birlikte gideceğimiz Gökçeada, yakacağımız ateş, edeceğimiz sohbetler... Hepsi yarım kaldı. Bugün herkes Eren’in şampiyonluğunu, restoranlarını ve başarılarını konuşacak. Bense onu başka türlü hatırlayacağım: Mütevazılığıyla, çalışkanlığıyla ve vefasıyla... Her şeyden önemlisi de iyi kalabilmesiyle. Ali Ronay Şef’in bana söylediği şu cümle kulağımdan hiç çıkmıyor: ‘İş hayatına, evliliğine, baba oluşuna, başarılarına tanıklık ettim. Ne yazık ki göğe yükselişine de...’” “HOŞÇAKAL KARDEŞİM”Sivrioğlu, dostuna veda ettiği köşe yazısını şu sözlerle tamamladı:
“Bazı cümleler uzatılmaz. Çünkü acının dili zaten kısadır. Hoşçakal kardeşim. Konya’da huzurunda durduğumuz Ateşbaz-ı Veli’nin ateşi gibi, senin yaktığın ateş de daima seni tanıyanların yüreğinde yanmaya devam edecek.”Somer Sivrioğlu’nun veda yazısında anlattığı anılar, Eren Kaşıkçı’nın MasterChef şampiyonluğunun ötesinde mesleğine bağlılığı, ustalarına duyduğu saygı, dostlukları, ailesine bağlılığı ve memleket sevgisiyle nasıl bir iz bıraktığını ortaya koydu.
Ömer Faruk KARATOSUN




