Bir zamanlar sınav denildiğinde akla aylarca süren hazırlık, kitap masrafları ve kazanma telaşı gelirdi. Şimdi bütün bunlara bir de “Sınava girmek için ne kadar ödeyeceğim?” sorusu eklendi. Çünkü kamuya girmek, üniversite hayalini sürdürmek ya da mesleki geleceğini belirlemek isteyen gençler için sınav ücretleri artık küçümsenemeyecek rakamlara ulaştı.
2026 KPSS için açıklanan ücretlere baktığımızda tablo dikkat çekici. Genel Yetenek-Genel Kültür oturumu için 800 TL, Eğitim Bilimleri oturumu için 800 TL, Alan Bilgisi sınavlarının ise her bir oturumu için 500 TL isteniyor. Ön lisans adayları da 800 TL ödeme yapıyor. Başvurusunu zamanında yetiştiremeyenlerin karşısına ise çok daha yüksek geç başvuru ücretleri çıkıyor.
Şimdi bir üniversite mezununu düşünelim.
Aylarca iş aramış olabilir. Henüz düzenli bir geliri olmayabilir. Ailesinden destek alıyor olabilir. Bir taraftan KPSS kitabı, deneme sınavı, kurs ya da internet paketi için para harcarken diğer taraftan sınava sadece katılabilmek için yüzlerce, bazı adaylar açısından toplamda binlerce lira ödemesi gerekiyor.
Peki kamu personeli olmak isteyen, yani çoğu zaman henüz işi ve düzenli geliri bulunmayan insanlardan bu kadar yüksek sınav ücreti alınması ne kadar doğru?
Asıl tartışılması gereken mesele burada başlıyor.
Sınav Ücreti Küçük Görülmemeli“800 lira çok büyük para değil” diyenler çıkabilir. Ancak meseleye tek bir sınav üzerinden bakmak yanıltıcı olur.
Bir aday yıl içerisinde yalnızca KPSS'ye girmiyor. Alan sınavları, yabancı dil sınavları, kurum sınavları, lisansüstü eğitim sınavları ve farklı başvurular derken ortaya ciddi bir maliyet çıkabiliyor.
Üstelik yalnızca sınav ücretinden söz etmiyoruz.
Başka şehirde sınava girecek aday için ulaşım var. Sabah erken saatte sınav merkezi uzaksa taksi ya da toplu taşıma gideri var. Konaklama gerekirse otel masrafı var. Hazırlık kitapları, soru bankaları, kurslar ve deneme sınavları var.
Sonuçta genç bir insan, daha işe başlamadan iş bulabilmek için para harcamak zorunda kalıyor.
Bu durum yalnızca ekonomik bir konu değil, aynı zamanda fırsat eşitliği meselesidir.
Aynı Sınav, Farklı Hayatlar800 TL herkes için aynı rakamdır ama herkesin hayatında aynı anlama gelmez.
Düzenli geliri olan bir aile için bu ücret günlük harcamalar içerisinde karşılanabilir olabilir. Ancak birden fazla çocuğu okuyan, asgari ücretle geçinen ya da işsizliğin olduğu bir hanede 800 TL ciddi bir bütçedir.
Bir adayın sınava başvururken “Bu parayı verirsem bu ay başka hangi ihtiyacımdan vazgeçmeliyim?” diye düşünmesi kabul edilmesi zor bir tablo.
Ölçme ve değerlendirme hizmetlerinin elbette bir maliyeti vardır. Sınav salonları hazırlanıyor, görevliler çalışıyor, güvenlik önlemleri alınıyor, sorular hazırlanıyor ve ciddi bir organizasyon yürütülüyor.
Kimse bunların ücretsiz olduğunu iddia etmiyor.
Ancak devlet tarafından gerçekleştirilen ve insanların kamu hizmetine girmesinin önünü açan sınavlarda ücret politikasının sosyal yönü de olmak zorunda.
İşsiz Gençten Sınav Parası AlmakTürkiye'de binlerce genç üniversiteden mezun olduktan sonra KPSS'ye hazırlanıyor. Bu insanların önemli bir bölümü zaten herhangi bir işte çalışmadığı için sınava giriyor.
Ortada garip bir çelişki var:
İş bulamadığı için sınava giren gençten, iş bulabilme ihtimali için para isteniyor.
Üstelik sınavı kazanmak da işi garanti etmiyor.
Önce sınav ücreti ödeniyor. Ardından aylarca sonuç bekleniyor. Daha sonra tercih süreci başlıyor. Kadro açılmazsa bir yıl daha hazırlanılıyor ve yeniden sınav ücreti ödeniyor.
Bu döngü yıllarca devam edebiliyor.
Bir noktadan sonra sınav sistemi yalnızca bilgi ölçen bir sistem olmaktan çıkıp gençlerin bütçesine de yük bindiren bir yapıya dönüşüyor.
Geç Başvuru Ücreti Daha Da TartışmalıBir diğer dikkat çekici konu geç başvuru ücretleri.
Başvurusunu normal sürede yapamayan adaylardan yüzde 50 artırımlı ücret alınması zaten ekonomik sıkıntı yaşayan gençler açısından ayrı bir yük oluşturuyor.
Elbette başvuruların belirli bir takvim içerisinde gerçekleştirilmesi gerekiyor. Ancak teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde geç başvurunun neden bu derece yüksek bir maddi yaptırımla karşılık bulduğu da sorgulanmalı.
Bir öğrencinin ya da işsiz bir adayın birkaç günlük gecikmesinin bedeli neden yüzlerce lira daha fazla ödeme yapmak olsun?
Sınav Ticaret Değil Kamu HizmetidirSınavlar gelir kapısı olarak görülmemeli.
Özellikle KPSS gibi kamuya personel seçmek amacıyla yapılan sınavlarda temel amaç vatandaşlardan mümkün olduğunca fazla ücret toplamak değil, adil ve erişilebilir bir ölçme sistemi kurmak olmalıdır.
Belki herkes için tamamen ücretsiz sınav uygulaması mümkün olmayabilir.
Ancak en azından işsiz gençlere, sosyal yardım alan ailelerin çocuklarına, şehit ve gazi yakınlarına ya da ekonomik durumu belirli bir seviyenin altında olan adaylara ücretsiz veya ciddi şekilde indirimli başvuru hakkı tanınabilir.
Ayrıca aynı yıl içerisinde birden fazla oturuma katılan adaylar için paket ücret uygulanabilir.
Çünkü bir aday üç farklı oturuma giriyorsa her sınav için ayrı ayrı yüksek rakamlar ödemek zorunda bırakılmamalı.
Gençlerden Umut Parası AlınmamalıBir ülkenin gençlerine verebileceği en önemli şeylerden biri fırsat eşitliğidir.
Sınava girerken adayın karşısındaki ilk engel bilgi seviyesi olmalıdır, banka hesabındaki para miktarı değil.
KPSS'ye hazırlanan gençlerin zaten yeterince derdi var.
“Kaç net yapacağım?”
“Kaç puan alacağım?”
“Kontenjan açılacak mı?”
“Atanabilecek miyim?”
Bir de bunların üzerine “Sınav ücretini nasıl yatıracağım?” sorusunu eklemek gereksiz bir yük.
Sınav ücretleri yeniden değerlendirilmeli. Özellikle gençlerin ekonomik şartları dikkate alınarak daha ulaşılabilir bir sistem kurulmalı.
Çünkü kamuya girmek isteyen bir gençten daha yolun başında yüksek bedeller istemek, fırsat eşitliğine zarar verir.
Sınav bilgi ölçmelidir.
Cüzdan değil.