Burada mesele yalnızca “800 lira çok mu, az mı?” meselesi değil. Asıl mesele, iş arayan ve çoğu zaman düzenli geliri bulunmayan bir gençten, kamuda iş bulma umudunu deneyebilmesi için bile ciddi bir ücret istenmesi.
Bir aday düşünün… KPSS’ye hazırlanıyor. Kitap alacak, deneme sınavı çözecek, belki kursa gidecek. Sınav başka şehirdeyse yol parası verecek, gerektiğinde konaklayacak. Yemek ve ulaşım masrafı da cabası. Bütün bunların üzerine sınav ücreti eklendiğinde, devlet memuru olabilmek için sınava hazırlanmak bile ayrı bir bütçe gerektiriyor.
Üstelik KPSS her aday için tek oturumdan ibaret değil. Adayın alanına ve gireceği sınavlara göre birden fazla oturum söz konusu olabiliyor. Her yeni sınav da yeni bir ücret anlamına geliyor. Bir evde iki kardeş aynı dönemde sınava hazırlanıyorsa aile bütçesinin nasıl zorlandığını tahmin etmek güç değil.
KPSS’ye girenlerin büyük bölümü zaten iş sahibi olmak isteyen gençlerden oluşuyor. Yani düzenli maaşı olmayan, ailesinden destek alan ya da geçici işlerde çalışan insanlardan söz ediyoruz. Böyle bir kesim için 800 lira küçümsenecek bir rakam değil.
Bir kişinin cebinde 800 lira bulunmasıyla o parayı birkaç saatlik bir sınava ayırabilmesi aynı şey değil. Çünkü aynı parayla market alışverişi yapılacak, fatura ödenecek, ulaşım gideri karşılanacak. Gençlerin sınava girmekle temel ihtiyaçları arasında hesap yapmak zorunda kalması düşündürücü.
Eğitimde ve kamuya girişte fırsat eşitliğinden söz ediyorsak, bu eşitlik yalnızca herkese aynı soruların sorulmasıyla sağlanamaz. O sınava herkesin ekonomik olarak ulaşabilmesi de gerekir.
Maddi durumu iyi olan bir aile için sınav ücreti çok büyük bir kalem olmayabilir. Ancak dar gelirli bir aile için aynı ücret önemli bir yük haline gelebilir. İşte fırsat eşitsizliği daha sınav başlamadan burada ortaya çıkıyor.
Elbette merkezi sınavların bir organizasyon maliyeti var. Salonlar hazırlanıyor, görevliler çalışıyor, güvenlik önlemleri alınıyor ve sınav evrakları hazırlanıyor. Ancak sosyal devlet anlayışı da tam olarak böyle durumlarda önem kazanıyor. Her maliyetin doğrudan vatandaşın omzuna yüklenmesi şart değil.
Özellikle işsiz gençlerin geleceğini belirleyen sınavlarda ücretlerin daha ulaşılabilir seviyelerde tutulması gerekiyor. Hatta dar gelirli, işsiz ya da belirli şartları taşıyan adaylardan sınav ücreti alınmaması bile ciddi biçimde tartışılmalı.
Bugün gençlerden yalnızca başarılı olmalarını istemiyoruz. Aynı zamanda sınava hazırlanmak için para bulmalarını, başvuru ücretini yatırmalarını, gerektiğinde başka şehre gidip yol ve konaklama masraflarını karşılamalarını bekliyoruz.
Sonra da gençlerin neden gelecek kaygısı yaşadığını soruyoruz.
Belki cevabı çok uzaklarda aramamak gerekiyor.
Bir kamu sınavına girmek bile ekonomik hesap gerektiriyorsa, burada yalnızca sınav ücretini değil, fırsat eşitliğini de konuşmak zorundayız.
KPSS gençler için bir gelir kapısı değil, iş kapısıdır. O kapının önüne yüksek ücretlerden oluşan bir bariyer koymak yerine, gençlerin o kapıya ulaşmasını kolaylaştırmak gerekir.
Çünkü devlet kadrosuna girmek isteyen bir gençten önce parasını değil, bilgisini, emeğini ve başarısını göstermesi beklenmelidir.ü
