Köşe Yazıları

Küçücük Bir Kedi, Koca Bir Panik

Bir kuaför düşünün… Aynalar, fön makineleri, saç spreyi kokusu ve günlük hayatın sıradan akışı. Her şey olağan seyrinde ilerlerken sahneye bir “başrol oyuncusu” giriyor: Bir kedi. Ama öyle uslu uslu köşede uyuyanlardan değil. Bu kedi, adeta mekânın gerçek sahibi olduğunu hatırlatmak istercesine müşterileri kovalamaya başlıyor. Sonrası ise tam anlamıyla absürt bir film sahnesi.

Görüntüleri izlerken insan ister istemez gülüyor. Çünkü ortada gerçek bir tehlikeden çok, beklenmedik bir anın yarattığı panik var. Ama işin ilginç tarafı şu: İnsanlar bir kediden kaçıyor. Evet, yanlış duymadınız. Bir köpek değil, bir yabani hayvan değil… Bir kedi. Üstelik günlük hayatta sevip okşadığımız, sosyal medyada videolarını izleyip “ne tatlı” dediğimiz o kedilerden biri.

Burada aslında sadece komik bir olay yok. Aynı zamanda insan doğasına dair küçük ama çarpıcı bir detay var. Beklenmeyen bir hareket karşısında mantık devre dışı kalıyor. Kedi üzerinize doğru koştuğunda beyniniz “Bu sadece bir kedi” demiyor, “Kaç!” diyor. Ve siz de kaçıyorsunuz. Hatta merdivenden atlayarak, kapıya yönelerek, reflekslerle hareket ediyorsunuz.

Bu olay bir başka gerçeği de gözler önüne seriyor: Hayvanlarla kurduğumuz ilişki çoğu zaman yüzeysel. Sevdiğimiz sürece yakın, ama kontrol dışına çıktığı anda mesafeliyiz. Oysa o kedi için durum çok farklı. Belki oyun oynuyor, belki alanını koruyor, belki de sadece canı öyle istedi. Ama onun doğal davranışı, insanların alışık olmadığı bir senaryoya dönüşüyor.