Eskişehir’de yaşanan olay, yalnızca alkollü araç kullanmanın değil, trafikte sorumluluk bilincinin ne kadar hayati olduğunun da çarpıcı bir örneği oldu. Polisin “dur” ikazına uymadığı belirtilen bir sürücünün, kapalı otopark girişinde yakalandıktan sonra yapılan kontrolde 1,58 promil alkollü çıkması ve ardından “Kolonya içmiştim” şeklinde savunma yapması, olayın en dikkat çekici ayrıntılarından biri olarak kayıtlara geçti.

Ancak mesele kolonya değil.

500 Bin Liralık Vicdan Sınavı
500 Bin Liralık Vicdan Sınavı
İçeriği Görüntüle

Mesele, direksiyon başına geçildiğinde yalnızca kendi hayatımızın değil, yoldaki onlarca insanın hayatının da sorumluluğunu taşıdığımızı unutmamak.

Alkollü araç kullanmak bazen birkaç kilometrelik bir yolculuk gibi görülebilir. “Eve kadar giderim”, “Bir şey olmaz”, “Kendimi iyi hissediyorum” denilebilir. Fakat trafik kazalarının acı sonuçları bize defalarca gösterdi ki birkaç saniyelik dikkatsizlik, yanlış bir karar veya geciken bir refleks bir insanın bütün hayatını değiştirebilir.

Eskişehir’deki olayda dikkat çeken başka bir nokta daha var. Yapılan incelemelerde sürücünün daha önce de alkollü araç kullanmaktan ehliyetine el konulduğu, olay sırasında ehliyetsiz olduğu ve üçüncü kez alkollü araç kullanırken yakalandığı belirtildi. Ehliyet teslim tarihinin 2034 yılına kadar uzatılması ve toplam 552 bin 719 TL idari para cezası uygulanması, ihlallerin boyutunu gözler önüne seriyor.

Burada şu soruyu sormak gerekiyor:

Bir insan, daha önce aynı nedenle yaptırımla karşılaşmasına rağmen neden yeniden alkollü şekilde direksiyon başına geçer?

Cezaların caydırıcılığı elbette önemli. Yüksek para cezaları, ehliyete uzun süre el konulması ve araçların trafikten men edilmesi trafik güvenliği açısından gerekli uygulamalar. Ancak yalnızca ceza kesmenin yeterli olmadığı durumlarla da karşılaşıyoruz. Asıl değişmesi gereken, “Bana bir şey olmaz” düşüncesi.

Çünkü trafik yalnızca bireysel bir alan değildir.

Bir sürücünün verdiği yanlış kararın bedelini kaldırımda yürüyen bir çocuk, işe giden bir vatandaş, motosikletiyle evine dönmeye çalışan bir genç veya ailesiyle seyahat eden insanlar ödeyebilir.

Olay sırasında sürücünün polislere yönelik ifadeleri de üzerinde düşünülmesi gereken başka bir konu. Kamu görevlileri, özellikle trafik ekipleri, bazen sürücüler açısından rahatsız edici görünen kontroller yapabilir. Fakat o kontrolün amacı ceza yazmak değil, olası bir kazayı meydana gelmeden önlemektir.

Belki de o gece gerçekleştirilen takip ve müdahale sayesinde çok daha ağır bir olay yaşanmadı.

İşte meseleye biraz da buradan bakmak gerekiyor.

Alkollü olduğu tespit edilen bir sürücünün trafikten uzaklaştırılması yalnızca bir kişinin cezalandırılması anlamına gelmez. Aynı zamanda başka insanların hayatlarının korunması anlamına gelir.

“Kolonya içmiştim” sözü belki günlerce sosyal medyada konuşulacak, esprilere konu olacak ve unutulacak. Ancak bu olaydan geriye kalması gereken asıl mesaj bu cümle olmamalı.

Asıl konuşmamız gereken şudur:

Alkol aldıysan direksiyona geçmeyeceksin.

Ehliyetin yoksa araç kullanmayacaksın.

Polisin “dur” ikazına uyacaksın.

Çünkü trafik kuralları birilerinin keyfi için hazırlanmadı. O kuralların hemen hemen tamamının arkasında geçmişte yaşanmış kazalar, kaybedilmiş hayatlar ve yarım kalmış hikâyeler bulunuyor.

Eskişehir’de yaşanan olayın sonunda otomobil 60 gün süreyle trafikten men edildi, sürücü ve yanındaki kişi işlemleri için polis merkezine götürüldü. Ancak bundan çıkarılması gereken ders, kesilen yüz binlerce liralık cezadan daha değerli.

Direksiyon başında mazeretlerin değil, sorumluluğun geçerli olduğunu artık hepimizin kabul etmesi gerekiyor.

Çünkü alkollü araç kullanmanın mazereti olmaz.

Kolonya da olmaz.