Bazı haberler vardır, okurken insanın içini acıtır. Kocaeli’de yeni doğan bir bebeğin dokuz bıçak darbesiyle hayatını kaybetmesi de bunlardan biri.
Ortada yaşamaya fırsat bulamadan hayattan koparılan bir bebek var. Bir tarafta ise “Kendimde değildim” diyen ve olay anında ne yaptığını hatırlamadığını savunan bir anne…
Bu dosyada insanın ilk refleksi öfke oluyor. Çünkü söz konusu olan savunmasız, dünyaya daha yeni gözlerini açmış bir bebeğin yaşam hakkı. Ancak hukuk yalnızca öfkeyle karar veremez. Mahkemelerin önündeki en zor sorulardan biri de tam burada ortaya çıkıyor: Bir insan, bir suçu işlerken gerçekten ne yaptığının farkında mıydı?
Merve T.’ye 2022 yılında müebbet hapis cezası verilmişti. Ancak Yargıtay, sanığın olay sırasında fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini geçici olarak kaybedip kaybetmediğinin yeterince araştırılması gerektiğini belirterek kararı bozdu.
Bu karar, yaşanan olayı ortadan kaldırmıyor. Bebeğin öldüğü gerçeğini de değiştirmiyor. Tartışılan nokta, eylemi gerçekleştiren kişinin o anlarda cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığı.
İşte hukuk ile toplum vicdanının zaman zaman karşı karşıya geldiği yer de burası.
Elbette bir kişinin “Hatırlamıyorum”, “Kendimde değildim” ya da “Bilinçsizdim” demesi tek başına cezai sorumluluğu ortadan kaldıramaz. Böyle olsaydı hemen her ağır suçtan sonra benzer savunmalar yapılabilirdi.
Bu nedenle sanığın olay anındaki tıbbi ve psikiyatrik durumunun bilimsel olarak ortaya konulması gerekiyor. Hastane kayıtları, kullanılan ilaçlar, doğumun fiziksel ve psikolojik etkileri, varsa nörolojik rahatsızlıklar ve geçmiş sağlık kayıtları birlikte değerlendirilmek zorunda.
Son sözü bir savunma cümlesi değil, bilimsel veriler ve mahkemenin hukuki değerlendirmesi söylemeli.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Bir anne kendi yeni doğan bebeğine bunu nasıl yapabilir?
Çünkü toplum olarak anneliği sevgi, koruma ve fedakârlıkla özdeşleştiriyoruz. Bir annenin bebeğine zarar verdiği haberini duyduğumuzda bunu anlamlandırmakta zorlanıyoruz.
Fakat yalnızca “Bunu nasıl yaptı?” sorusunu sormak yeterli değil. “Bunu yaptığı sırada zihinsel olarak ne durumdaydı?” sorusunun da cevabını aramak gerekiyor.
Bu, yaşananları mazur görmek anlamına gelmez. Tam tersine, olayın bütün yönleriyle aydınlatılması anlamına gelir.
Çünkü gerçek adalet sadece sonucu değil, suçun hangi koşullarda işlendiğini de araştırır.
Ancak bu tartışmalar yapılırken dosyanın en önemli gerçeğini de gözden kaçırmamak gerekiyor.
Ortada hayatını kaybeden bir bebek var.
Henüz dünyaya yeni gelmiş, kendisini savunma imkânı olmayan, yaşamaya hakkı olan bir bebek…
O bebeğin büyüme, konuşma, okula gitme, kendi hayatını kurma ihtimali vardı. Şimdi ise bir mahkeme dosyasının birkaç satırında adı bile olmayan bir mağdur olarak kaldı.
Bu nedenle mesele yalnızca “Anne ceza alacak mı?” ya da “Tahliye edilecek mi?” sorusundan ibaret değil.
Asıl mesele, böylesine korkunç olayların tekrar yaşanmaması için nelerin yapılması gerektiği.
Hamileliğini fark etmeyen kadınlar, doğum sonrası ağır psikolojik sorunlar yaşayan anneler, nörolojik ya da psikiyatrik rahatsızlıklarla mücadele eden kişiler ne kadar takip ediliyor?
Riskler gerçekten zamanında fark ediliyor mu?
Yoksa biz her trajediden sonra birkaç gün konuşup ardından başka bir gündeme mi geçiyoruz?
Mahkemeler yaşanan olaydan sonra karar verir. Ancak toplum olarak bizim görevimiz yalnızca kararın ne olacağını beklemek olmamalı. Böyle olayların yaşanmadan önce nasıl önlenebileceğini de tartışmalıyız.
Şimdi Adli Tıp Kurumundan gelecek rapor, davanın seyri açısından büyük önem taşıyor.
Eğer sanık olay sırasında ne yaptığını anlayabilecek durumdaysa bunun hukuk önünde bir karşılığı olacaktır. Eğer bilimsel değerlendirmeler gerçekten geçici bir bilinç veya algılama kaybına işaret ederse hukuk bunu da dikkate almak zorundadır.
Çünkü adalet sadece ceza vermek değildir. Gerçeği bütün yönleriyle ortaya çıkarmak ve buna göre karar vermektir.
Fakat nasıl bir karar çıkarsa çıksın, bu dosyanın değişmeyecek bir gerçeği var.
En sessiz, en savunmasız ve geri getirilemeyecek mağdur, dünyaya gözlerini açtıktan kısa süre sonra yaşamını kaybeden o bebek.
Belki de bu olaydan çıkarılması gereken en büyük ders de burada gizli.
Bir trajedi yaşandıktan sonra “Nasıl oldu?” diye sormak kadar, yaşanmadan önce “Bunu nasıl önleyebilirdik?” diye sormayı da öğrenmek zorundayız.
