Hoşgörü; tolerans ortamı ve demokrasi içinde gelişebilir. Demokrasinin hâkim olamadığı ülkelerde hoşgörüyü yerleştirmek de pek kolay değildir. Çünkü Demokrasi, adı üstünde çoğunlukta olan düşüncenin azınlıkta kalan görüşleri kabul etmesi ve toleransla karşılaması demektir. Demokraside her hangi bir gurup, herhangi bir görüş, çoğunluğu elde ettiği zaman; ben diğer görüş ve düşünceleri kabul etmiyorum, onları yasaklıyorum, onları ortadan kaldırıyorum diyemez. Çünkü Demokrasilerde çoğunluk azınlıkta kalanların haklarını da gözetmek durumundadır.
Peki, bu farklı düşünce ve görüşlerin bir sınırı yok mu dur? Kendilerini ifade etmelerinde bir sınır yok mu dur? VARDIR. Şiddete, zora, tehdide başvurmadan, barışçı bir ortamda kendisini ifade ediyorsa; o düşünce ve görüşe, o davranışa tolerans göstermek, hoşgörüyle davranmak zorundayız. Demokrasi; bizim gibi düşünmeyenlerin de, doğru bulmadığımız düşünce ve davranışların da barışçıl yollarla özgürce ifade edilmesi demektir. Asırlardır başka milletlere aşıladığımız uyum, uzlaşı ve hoşgörü anlayışımızı bugün kaybetmek üzereyiz. Yitirmek üzere olduğumuz kültür özelliğimizi ve güzelliğimizi yeniden gündemde tutmak zorundayız. Kültür ve sanatı geliştiremezsek, yaygınlaştıramazsak, hoşgörü ortamını istediğimiz gibi kuramayız ve demokrasi kültürümüzü de sürekli olarak geliştiremeyiz. Kanımca, insan sevgisi tüm güzellikleri, mutlulukları, umutları ve hoşgörüyü içine almaktadır. İnsana insan sahip çıkmazsa, saygı göstermezse peki kim sahip çıkacaktır? İnanıyorum ki, insan sevgisi Tanrı sevgisidir. “Bir kez gönül yıktın ise; bu kıldığın namaz değil. Yetmiş iki millet dahi; elin yüzün yumaz değil”. “Ben gelmedim dava için; benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldim” diyen o büyük insanı her gün yeniden anlıyorum. Gönül isterdi ki, burada yetmiş iki milletin temsilcisi olsun. Gönül istiyor ki, birbirimize yüreğimizin hoşgörü penceresinden Koca Yunus Emre gibi dostluk sıcağıyla seslenelim. “Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız; İncinsen de incitme; Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme; Eline, diline, beline sahip ol; Bir olalım, iri olalım, diri olalım.” Diyen Horasan Erenlerinden Hacı Bektaşi Veli’yi de hatırlamamak elde değildir.Görüldüğü gibi hoşgörü anlayışının gerek milli anlayışımız tarafı, gerekse evrensel insani yönü, Türk Büyüklerinin yüzyıllardır süre gelen özdeyişlerinde de ifade edilmektedir. Türk Milletine ait hoşgörünün milli özelliği, insanı sevmek, ona layık olduğu değeri vermektir. Geleceğimizin daha aydınlık, daha mutlu, daha güzel ve hoşgörü dolu olabilmesi için, daha çok beyinsel emek vermek zorunda olduğumuza inanıyorum. Yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi 11.ve 12.yüzyıllardaki Türk Kültürümüzün yüksek düzeyde olduğunu ifade etmek için başka kelime ve cümlelere gerek olmadığını düşünüyorum.