Bursa’nın İnegöl ilçesinde gece saatlerinde yaşanan trafik kazası, aslında bize yalnızca direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesiyle meydana gelen bir olayı anlatmıyor. Olayın ardından yaşananlar, başka bir sorunu daha gözler önüne seriyor: Görevini yapan basın mensuplarına yönelik tahammülsüzlük.
Ahmet Türkel Çevreyolu’nda kontrolden çıkan hafif ticari araç kaldırıma çarpıyor. Araçta yolcu olarak bulunan 42 yaşındaki bir kadın yaralanıyor, sağlık ekipleri olay yerine geliyor ve yaralı hastaneye kaldırılıyor.
Buraya kadar ne yazık ki sıkça karşılaştığımız bir trafik kazası haberi…
Ancak sonrasında yaşananlar dikkat çekici.
Olay yerinde görüntü almaya çalışan basın mensuplarına, sürücünün yakını olduğu belirtilen bir kişi tepki gösteriyor ve saldırı girişiminde bulunuyor. Polis ekiplerinin müdahalesiyle olay büyümeden engelleniyor.
Peki neden?
Bir gazetecinin görevi olay yerinde yaşananları kayıt altına almak, kamuoyuna aktarmak ve olan biteni belgelemektir. Trafik kazası da yangın da sel de toplumsal olaylar da haber değeri taşıyorsa basın mensubu orada olacaktır.
Elbette kaza anları insanların en gergin, en üzgün ve en hassas olduğu zamanlardan biridir. Yakını yaralanan bir kişinin endişesini anlamak mümkündür. Ancak bu endişe, görevini yapan bir gazeteciye saldırmaya gerekçe olamaz.
Üstelik basın mensupları çoğu zaman gecenin bir yarısında, yağmurda, soğukta ya da tehlikeli bölgelerde yalnızca insanların doğru bilgiye ulaşabilmesi için çalışıyor.
Bugün bir kazayı görüntüleyen gazeteciye kızabiliriz. Yarın başımıza gelen bir olayın duyurulması için yine o gazeteciyi arayabiliriz.
İşte tam da bu nedenle mesele yalnızca “kamera çekti, yakını tepki gösterdi” şeklinde geçiştirilecek kadar basit değil.
Herkes görevini yapabilmeli.
Sağlıkçı yaralıya müdahale etmeli, polis güvenliği sağlamalı, gazeteci de haberi takip edebilmeli.
Kaza zaten yeterince üzücü.
Bir de olay yerindeki gerginliği şiddete dönüştürmeye hiç gerek yok.
Çünkü bazen kazadan sonra yaşananlar, kazanın kendisinden daha fazla düşündürüyor.
ü
