Gündüz açan çiçeklere alışığız. Renkleriyle göz alırlar, güneşle birlikte uyanır, akşam olunca kapanırlar. Ama doğa her zaman bildiğimiz gibi işlemez. Bazı çiçekler vardır ki, tam tersini yapar… Güneş battığında uyanır, karanlıkla birlikte açar ve geceyi kendi zamanı ilan eder.

İlk bakışta tuhaf gelir. Çünkü biz, ışığın olduğu yerde hayat olduğunu düşünürüz. Oysa doğa, hayatın sadece gündüzle sınırlı olmadığını çoktan çözmüştür.

Gece açan çiçeklerin hikâyesi aslında bir uyum hikâyesidir. Bu çiçekler, arıların değil; güvelerin, yarasaların ve gece aktif olan böceklerin dünyasına hitap eder. Yani onların “müşterisi” gündüz ortalıkta değildir. Bu yüzden doğa, bu çiçeklere farklı bir zaman dilimi armağan etmiştir.

Dikkat ederseniz, gece açan çiçekler genellikle daha güçlü kokulara sahiptir. Çünkü karanlıkta renklerin bir anlamı yoktur. Göz değil, koku yön bulur. Bu yüzden bu çiçekler, görünmek yerine hissedilmeyi seçer.

Aslında bu, hayatın kendisine dair de güçlü bir metafor değil mi? Her şey görünür olmak zorunda değildir. Bazı güzellikler sessizdir, bazı başarılar göz önünde değildir. Ama bu onların değerini azaltmaz.

Gece açan çiçekler aynı zamanda sabrı da öğretir. Gün boyu kapalı kalır, doğru zamanı bekler. Acele etmezler. Çünkü bilirler ki, herkesin parladığı bir zaman vardır. Kimisi gündüz, kimisi gece…

Belki de biz de kendimizi hep “gündüz çiçekleriyle” kıyasladığımız için yoruluyoruz. Herkes aynı anda, aynı şekilde açmak zorunda değil. Kimi insan sabahın erken saatlerinde parlar, kimi gece sessizliğinde kendini bulur.

Doğa bu konuda oldukça net: Doğru zaman, senin zamanındır.

Salça Kazanının Başında Ölümle Burun Buruna
Salça Kazanının Başında Ölümle Burun Buruna
İçeriği Görüntüle

Gece açan çiçekler bize şunu hatırlatır: Görülmeden de var olunabilir. Sessizlikte de büyünebilir. Ve en önemlisi… Karanlık, her zaman yokluk değil; bazen de yeni bir başlangıcın habercisidir.

Belki bir gece yürüyüşünde, fark etmeden yanından geçip gittiğin bir çiçek, aslında sana bunu anlatıyordur…

ü