Bir gemiye bindiğinizde kaptanın kim olduğunu bilmezsiniz.
Motorların bakımının ne zaman yapıldığını sormazsınız.
Geminin sertifikalarını incelemez, hava koşullarına uygun olup olmadığını kontrol etmezsiniz.
Çünkü bunların yapılmış olduğuna inanırsınız.
Biletinizi alır, koltuğunuza oturur ve sizi sevdiklerinize ulaştırmasını beklersiniz.
Girne'den Taşucu'na doğru yola çıkan yolcular da muhtemelen böyle yaptı.
Ama 30 Ağustos günü başlayan yolculuk, daha Girne kıyıları geride bile kalmadan bir faciaya dönüştü.
267 kişinin bulunduğu yolcu gemisi kalkışından kısa süre sonra su almaya başladı ve alabora oldu.
241 insan kurtarıldı.
8 insan hayatını kaybetti.
Geride ise cevabı verilmesi gereken çok ağır sorular kaldı.
O gemi limandan nasıl ayrıldı?Bugün üzerinde durmamız gereken soru yalnızca geminin neden battığı değildir.
Asıl soru şudur:
O gemi hangi şartlarda sefere çıktı?Teknik kontrolleri eksiksiz miydi?
Denize elverişlilik şartlarını gerçekten taşıyor muydu?
Hava ve deniz koşulları doğru değerlendirildi mi?
Geminin taşıdığı yolcu sayısı ile güvenlik kapasitesi arasında herhangi bir sorun var mıydı?
Can yelekleri, kurtarma salları ve acil durum prosedürleri yeterli miydi?
Ve belki de en önemlisi…
Facianın önüne geçilebilecek bir işaret daha gemi limandayken var mıydı?
Bunların cevabını bugün kesin olarak bilmiyoruz.
Bilmediğimiz için de kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz.
Ama 8 insanın öldüğü bir olayda "kaza oldu" deyip geçmek de kabul edilemez.
Yolcuların iddiaları çok ciddiKurtulan bazı yolcuların anlattıkları soruşturmanın en önemli başlıklarından biri olmalı.
Yolcular, geminin hareket ettikten kısa süre sonra su almaya başladığını ve görevlileri Girne'ye dönmeleri konusunda uyardıklarını ileri sürüyor.
Bu iddiaların doğru olup olmadığını soruşturma ortaya çıkaracak.
Ancak doğruysa karşımızda çok daha ağır bir tablo var demektir.
Çünkü denizcilikte birkaç dakikalık gecikme, karadaki birkaç dakikalık gecikmeye benzemez.
Denizin ortasında alınmayan bir kararın bedeli insan hayatıdır.
Bir yolcu "Bu gemide bir sorun var" dediğinde ona cevap verecek sistemin çalışması gerekir.
Bir kaptan tehlike gördüğünde ticari kaygıları değil, insan hayatını düşünmek zorundadır.
Bir kurum sefere izin verirken yalnızca evraklara değil, o evrakların gerçeği yansıtıp yansıtmadığına da bakmak zorundadır.
Evrak tamam olabilir, peki güvenlik?Kazanın ardından geminin belgeleri, yeterliliği, liman izinleri ve güvenlik tedbirlerinin araştırılacağının açıklanması önemli.
Ama burada toplumun beklediği şey yalnızca birkaç klasörün açılması değildir.
"Belgesi vardı."
"İzni vardı."
"Kontrolden geçmişti."
Bu cümleler tek başına hiçbir şeyi açıklamaz.
Eğer bir araç yola çıktıktan dakikalar sonra ölümcül bir tehlikeyle karşı karşıya kalıyorsa, o sistemin bütün halkaları sorgulanmalıdır.
Gemiyi işleten şirket sorgulanmalı.
Teknik bakım kayıtları incelenmeli.
Liman kontrollerine bakılmalı.
Meteorolojik değerlendirmeler ortaya çıkarılmalı.
Kaptanın ve mürettebatın kararları incelenmeli.
Varsa ihmaller tek tek belirlenmeli.
Çünkü gerçek sorumluluk bir günah keçisi bulmak değildir.
Gerçek sorumluluk, aynı facianın bir daha yaşanmamasını sağlamaktır.
Kahramanlık hikâyelerine değil, güvenli sisteme ihtiyacımız varFacia sırasında sahil güvenlik ekiplerinin, askerî unsurların, helikopterlerin, özel teknelerin ve vatandaşların kurtarma çalışmalarına katılması elbette çok değerli.
Yüzlerce insan hayata tutundu.
Ancak her büyük facianın ardından kurtarma ekiplerinin kahramanlıklarını konuşurken başka bir soruyu unutuyoruz:
Neden insanları kurtarmak zorunda kaldık?Başarı yalnızca kaza gerçekleştikten sonra yüzlerce kişiyi denizden çıkarmak değildir.
Asıl başarı, o insanların denize düşmesini engelleyebilmektir.
Devletin görevi sadece kriz çıktığında güçlü olmak değil, krizi doğuracak ihmalleri daha önceden yakalamaktır.
Bu dosya kapanmamalıŞimdi soruşturma sürüyor.
Geminin nasıl su aldığı, neden bu kadar kısa sürede alabora olduğu, teknik bir arıza bulunup bulunmadığı ve insan hatasının kazada payı olup olmadığı araştırılıyor.
Sonuç ne çıkarsa çıksın kamuoyuna bütün ayrıntılarıyla açıklanmalıdır.
Çünkü bu mesele yalnızca hayatını kaybeden 8 kişinin ailesinin meselesi değildir.
Yarın Girne'den Taşucu'na binecek yolcunun meselesidir.
İstanbul'dan Bursa'ya feribota binecek vatandaşın meselesidir.
Çocuğunu bir deniz otobüsüne bindiren annenin meselesidir.
İnsanlar bir gemiye bindiklerinde şanslarına güvenmek zorunda kalmamalı.
Sisteme güvenebilmeliler.
Girne açıklarında denizin dibine yalnızca bir yolcu gemisi inmedi.
İnsanların "kontrol edilmiştir", "güvenlidir", "bir şey olmaz" diye kurduğu güven duygusu da ağır yara aldı.
Şimdi yapılması gereken o güveni sözlerle değil, gerçekle yeniden inşa etmektir.
Sorumlusu kimse ortaya çıkarılmalı.
İhmal varsa hesabı sorulmalı.
Eksiklik varsa giderilmeli.
Ve bu facia birkaç hafta sonra başka gündemlerin arasında unutulmamalı.
Çünkü deniz unutur gibi görünür.
Ama kaybettiklerinin ailesi unutmaz.
