Köşe Yazıları

Bir Kalıp Buz, Bir Ekmek Mücadelesi

Adana’da yazı anlatmak için termometreye bakmaya gerek yok. Bir döner ustasının sırtına ve göğsüne bağladığı kalıp buzlara bakmak yeterli.

Hava sıcaklığı 40 derecenin üzerine çıkmış. Bir tarafta döner ocağının ateşi, diğer tarafta fırının yüzlerce derecelik sıcaklığı… Dışarıda asfalt kavrulurken içeride ekmeğinin peşinde olan ustalar adeta ateşle sınanıyor.

Döner ustası Doğan Turhan’ın bulduğu çözüm ise Adana sıcağının ne kadar ciddi olduğunu tek karede anlatıyor. Sırtına bir kalıp buz, göğsüne bir kalıp buz bağlıyor ve çalışmaya devam ediyor. Yetmiyor. Bunaldığında başını buzlu su dolu kaba sokuyor.

İnsan ilk duyduğunda gülümsüyor.

Ama biraz düşününce o görüntü pek de komik gelmiyor.

Çünkü o buzlar aslında bir serinleme yönteminden çok daha fazlasını anlatıyor. O buzların altında geçim derdi var. Tezgâhı bırakamamak var. “Bugün hava çok sıcak, çalışmayayım” diyememek var.

Dönerci Mehmet Nuri Erzi, “Sıcaklarla barışık olmamız gerekiyor” diyor. Adanalıların türlü yöntemlerle işlerini sürdürmeye çalıştığını anlatıyor.

Belki de meselenin en çarpıcı tarafı tam olarak burada.

İnsan bazen yaşadığı şartlara o kadar alışıyor ki olağanüstü olanı olağan kabul etmeye başlıyor.

40 derecenin üzerindeki havada ateş başında çalışmak normalleşiyor.

Göğse buz bağlamak normalleşiyor.

Başını buzlu suya sokup yeniden ocağın başına geçmek normalleşiyor.

Fırıncı ustası Murat Dindar’ın sözleri ise meselenin başka bir yönünü ortaya koyuyor.

“İçerideki ısı 300 derece vardır. Bizim bulunduğumuz alanda hissedilen sıcaklık 100 derece vardır.”

Sonra da şu cümleyi kuruyor:

“Biz yapmazsak millete ekmek çıkmaz.”

İşte bütün hikâye belki de bu cümlenin içinde saklı.

Sabah soframıza gelen sıcak ekmeğin arkasında nasıl bir sıcaklığın olduğunu çoğu zaman düşünmüyoruz. Dönerimizi sipariş ederken tezgâhın arkasında saatlerce ateşe birkaç adım mesafede duran insanı görmüyoruz.

Biz yalnızca önümüze gelen tabağı görüyoruz.

Oysa mutfakların, fırınların ve ocakların arkasında görünmeyen başka bir hayat var.

Küçük bir vantilatörle yetinmek zorunda kalanlar var.

Klima çalıştırma şansı olmayanlar var.

Ateşin karşısında ter içinde ekmeğini kazananlar var.

Üstelik sıcaklıkların her geçen yıl daha fazla hissedildiği bir dönemde bu insanların çalışma şartlarını yalnızca “Adanalı ustaların ilginç serinleme yöntemi” diye görmek de eksik kalıyor.

Evet, görüntü ilginç.

Evet, sırtına buz bağlayarak döner kesen usta sosyal medyada dikkat çeker.

Ama esas konuşmamız gereken başka bir şey olmalı:

Bu insanlar daha sağlıklı ve güvenli şartlarda nasıl çalışabilir?

Çünkü buz kalıbı bir çözüm değil.

Başını buzlu suya sokmak da çözüm değil.

Bunlar zor şartlar altında çalışan insanların kendi imkânlarıyla geliştirdiği geçici yöntemler.

Adana’nın sıcağı meşhurdur.

Adanalının sıcağa karşı geliştirdiği mizah da meşhurdur.

Ancak bazen mizahın arkasındaki gerçeği görmek gerekir.

O gerçek şu:

Birileri 40 dereceyi aşan havada, yüzlerce derecelik fırının önünde çalışıyor ki bizim soframıza ekmek gelsin.

Birileri göğsüne buz bağlıyor ki dükkân kapanmasın.

Birileri kafasını buzlu suya sokup birkaç saniye serinledikten sonra yeniden ateşin başına dönüyor.

Belki bundan sonra sıcak bir ekmeği elimize aldığımızda ya da döner tezgâhının önünde siparişimizi beklediğimizde, o ateşin diğer tarafındaki insanı da hatırlarız.

Çünkü bazen bir kalıp buz, uzun uzun anlatılanlardan çok daha fazlasını söyler.