Köşe Yazıları

Bir Anneye Kalkan El, Aslında Hepimize Kalkıyor

Şanlıurfa’nın Bozova ilçesinde yaşanan olay, sıradan bir adli vaka olarak görülüp geçilecek türden değil. 85 yaşındaki bir annenin, kendi oğlu tarafından sopa ve yumruklarla ağır şekilde darbedilmesi, insanın aklının almakta zorlandığı, vicdanın ise kabul edemediği bir tabloyu ortaya koyuyor.

Bir insan düşünün; yıllarca büyüttüğü, hastalandığında başında beklediği, düştüğünde elinden tuttuğu evladı tarafından hayatının en savunmasız döneminde şiddete uğruyor. Üstelik bu şiddetin görüntüleri cep telefonu kamerasına da yansıyor. Yaşlı kadının aldığı darbeler nedeniyle bitkin düşmesi, yaşananların vahametini gözler önüne seriyor.

Şiddetin hiçbir bahanesi olamaz. Olayın öncesinde ne yaşandığı, hangi tartışmaların yaşandığı ya da taraflar arasında nasıl bir sorun bulunduğu elbette soruşturmanın konusu olabilir. Ancak hiçbir gerekçe, 85 yaşındaki bir insana sopa ve yumruklarla saldırmayı haklı çıkaramaz.

Hele ki şiddetin hedefindeki kişi yaşlı, savunmasız ve saldırganın kendi annesiyse, ortada yalnızca fiziksel bir saldırı değil, aynı zamanda büyük bir vicdan çöküşü vardır.

Bu olay bize yaşlılara yönelik şiddetin ne kadar ciddi bir mesele olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Çünkü yaşlılar yalnızca sokakta ya da yabancıların yanında değil, bazen kendi evlerinin içinde ve en yakınlarının yanında da tehlikeyle karşı karşıya kalabiliyor.

Üstelik yaşlı bireylerin maruz kaldığı şiddet çoğu zaman görünür hale gelmiyor. Bazıları korktuğu için konuşamıyor, bazıları evladını şikâyet etmek istemiyor, bazıları ise gidecek başka bir yeri olmadığı için sessiz kalıyor. Bu nedenle çevredeki insanların duyarlılığı büyük önem taşıyor.

Bozova’daki olayda yaşlı kadının yardımına komşularının koşması ve hastaneye götürmesi bunun en açık örneklerinden biri. Bazen bir komşunun dikkati, bir yakının ihbarı ya da zamanında yapılan bir müdahale bir insanın hayatını kurtarabilir.

Olayın cep telefonu kamerasıyla kaydedilmiş olması da ayrıca düşündürücü. Son yıllarda birçok şiddet görüntüsü sosyal medyada karşımıza çıkıyor. İnsanlar yaşananları kaydediyor, görüntüler binlerce hatta milyonlarca kişiye ulaşıyor. Ancak asıl mesele görüntüyü kaydetmek değil, mümkün olduğu ölçüde güvenli şekilde yardım çağırmak ve yetkililere haber vermek olmalı.

Bir insan şiddete uğrarken elimizdeki telefon yalnızca kayıt cihazı değildir. Gerektiğinde polisi, jandarmayı ya da sağlık ekiplerini aramak için de vardır.

Bir de olayın mağduru olan 85 yaşındaki annenin yaşadığı korkuyu düşünmek gerekiyor. Yaşlı bir insanın bedeni, genç bir insanınki kadar dayanıklı değildir. Atılan bir yumruk, vurulan bir sopa ya da yaşanan bir düşme çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.

Fakat burada yalnızca fiziksel yaralardan söz etmiyoruz. Kendi evladından şiddet gören bir annenin yaşayacağı korkunun, kırgınlığın ve hayal kırıklığının ölçüsü var mı?

İnsanın hayatı boyunca güven duyduğu, sevgisini verdiği ve büyüttüğü evladından korkar hale gelmesi belki de şiddetin bıraktığı en ağır yaralardan biridir.

Bu tür olayları birkaç dakika okuyup ardından başka bir habere geçmek kolay. Ancak mesele yalnızca bir ailenin yaşadığı trajedi değil. Aile içi şiddet, toplumun tamamını ilgilendiren bir sorun.

Kadına, çocuğa, yaşlıya ya da herhangi bir insana yönelen şiddetin normalleşmesine izin verilmemeli. Güçlü olanın güçsüze saldırdığı bir düzen, hiçbir toplum için kabul edilebilir değildir.

Bir annenin evladından beklediği şey korku değildir. Yaşlılığında görmek istediği şey sopa değil, kendisine uzanan bir yardım elidir.

Bozova’da yaşanan bu olay belki birkaç gün konuşulacak, görüntüler sosyal medyada dolaşacak ve ardından gündem değişecek. Ancak hastane yatağındaki 85 yaşındaki annenin yaşadığı korkunun izleri kolay kolay silinmeyecek.

Bir toplumun vicdanı, en savunmasız insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür.

Ve unutmamak gerekir ki bir anneye kalkan el, yalnızca ona değil; insanlığa, vicdana ve hepimizin ortak değerlerine kalkmış demektir.