Bir Mahalle Gece Yarısı Sokağa Çıkıyorsa Orada Bir Sorun Vardır
Bir Mahalle Gece Yarısı Sokağa Çıkıyorsa Orada Bir Sorun Vardır
İçeriği Görüntüle

Bebek mamalarıyla ilgili her haber, sıradan bir gıda gündemi olarak görülemez. Çünkü bu ürünler, hayatın en savunmasız dönemindeki bebeklere veriliyor. İşte tam da bu nedenle dünyanın en büyük gıda şirketlerinden Nestle’nin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 50’den fazla ülkede bazı bebek mamalarını geri çağırma kararı, basit bir “önlem” açıklamasıyla geçiştirilemez.

Şirketin yaptığı duyuruda, söz konusu ürünlerde bebeklerde kusma ve ishal gibi sağlık sorunlarına yol açabilecek “cereulide” adlı toksinin bulunma ihtimalinden söz ediliyor. Şu ana kadar bildirilen bir hastalık vakası olmadığı vurgulanıyor. Ancak ebeveynler için “henüz vaka yok” cümlesi hiçbir zaman yeterince rahatlatıcı değildir. Çünkü konu, ihtimal dahi olsa, bebek sağlığıdır.

Asıl rahatsız edici olan nokta ise zamanlama. Almanya merkezli tüketici örgütü Foodwatch’a göre Nestle, bu olası kontaminasyondan Aralık 2025’in başından itibaren haberdardı. Buna rağmen kamuoyuna açık ve net bilgilendirmelerin ancak Ocak 2026’da yapılmış olması, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Eğer risk biliniyorduysa, neden beklenildi?

Üstelik bazı Avrupa ülkelerinde aynı toksin nedeniyle geri çağırmalar haftalar önce başlamıştı. Bu durumda insan sormadan edemiyor: Bebeklerin sağlığı ülkeden ülkeye göre mi değişiyor? Aynı ürünü kullanan aileler neden aynı anda bilgilendirilmedi?

Geri çağırma listesinde yer alan Beba ve Alfamino gibi ürünler, Türkiye’de de binlerce ailenin günlük hayatında yer alıyor. Özellikle Alfamino’nun tıbbi amaçla kullanılan bir mama olması, konunun ciddiyetini daha da artırıyor. Buna rağmen kamuoyuna sunulan bilgiler oldukça sınırlı. Kontaminasyonun ne zaman başladığı, hangi üretim tesislerinin etkilendiği, hangi partilerin ne kadar süreyle piyasada kaldığı hâlâ net değil.

Foodwatch’ın tahminlerine göre geri çağırma süreci yaklaşık 60 ülkeyi, 10’dan fazla Nestle fabrikasını ve 800’ün üzerinde ürünü kapsıyor olabilir. Eğer bu tablo doğruysa, yaşanan durum küçük bir üretim sorunu değil; küresel ölçekte ciddi bir güven sorununa işaret ediyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise tablo daha tanıdık. Ülkemiz geri çağırmadan etkilenen ülkeler arasında sayılıyor ama detaylar çoğu zaman olduğu gibi belirsiz. Hangi ürünler, hangi partiler, hangi tarihler? Bu bilgilere ulaşmak ebeveynlerin kendi çabalarına bırakılıyor. Oysa bebek mamaları söz konusu olduğunda şeffaflık bir tercih değil, zorunluluktur.

“Şu ana kadar vaka bildirilmedi” demek, sorumluluğu yerine getirmek anlamına gelmez. Çünkü mesele sadece bugüne kadar yaşananlar değil, yaşanabileceklerdir. Bebeklerin sağlığıyla ilgili konularda gecikmenin, eksik bilginin ve suskunluğun hiçbir mazereti olamaz.

Nestle gibi küresel şirketler yalnızca ürün değil, güven de satar. Özellikle bebek ürünlerinde bu güven, marka değerinin temelidir. Bir kez zedelendiğinde, ne geç yapılan açıklamalar ne de “önlem aldık” cümleleri yeterli olur.

Bugün tartışmamız gereken şey yalnızca bir toksin ihtimali değildir. Asıl mesele, neden geç kalındığı ve neden yeterince açık olunmadığıdır. Bebeklerin sağlığı söz konusuysa, sessizlik hiçbir zaman masum değildir.