Balıkesir’de barajlardan gelen son rakamlar, artık yalnızca istatistik olarak görülmemesi gereken ciddi bir tabloyu ortaya koyuyor. Özellikle Gönen-Yenice Barajı’nda kısa sürede yaşanan hızlı düşüş, su kaynaklarının geleceği konusunda hepimizi düşündürmeli.
13 Ağustos’ta yüzde 45,42 olan Gönen-Yenice Barajı’nın aktif doluluk oranı, 3 Eylül itibarıyla yüzde 28,12’ye geriledi. Yaklaşık üç haftada 17,30 puanlık bir düşüşten söz ediyoruz. Daha da dikkat çekici olanı ise 31 Ağustos ile 3 Eylül arasındaki yalnızca üç günlük dönemde doluluk oranının yüzde 31,89’dan yüzde 28,12’ye inmesi.
İkizcetepeler Barajı’ndaki tablo Gönen-Yenice kadar sert olmasa da orada da yön aşağıya doğru. 13 Ağustos’ta yüzde 65,15 seviyesinde bulunan aktif doluluk oranı, 3 Eylül’de yüzde 60,56’ya düştü.
Peki bu rakamlar bize ne anlatıyor?
Aslında yıllardır konuştuğumuz ama çoğu zaman yağmurlar başlayınca unuttuğumuz bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Su sınırsız bir kaynak değil.
Yaz aylarında artan sıcaklıklar, buharlaşma, tarımsal sulama ihtiyacı ve günlük tüketimdeki yükseliş barajlar üzerindeki baskıyı artırıyor. Yağışların yetersiz kaldığı dönemlerde ise barajlardan çekilen suyun yerine yenisinin aynı hızla gelmemesi kaçınılmaz olarak doluluk oranlarını aşağı çekiyor.
Burada bütün umudu sonbahar yağmurlarına bağlamak yeterli değil.
Elbette yağmur önemli. Elbette barajların yeniden beslenmesi için güçlü ve düzenli yağışlara ihtiyaç var. Ancak asıl mesele, elimizdeki suyu nasıl kullandığımız.
Evlerde açık bırakılan musluklardan bahçe sulamalarına, tarımsal sulama yöntemlerinden şebekelerdeki kayıp ve kaçaklara kadar suyun her damlası artık daha değerli olmak zorunda. Çünkü bugün yüzde 28 seviyesine gerileyen bir barajı konuşurken yarın daha düşük oranlarla karşı karşıya kalmayacağımızın garantisi yok.
Özellikle Gönen-Yenice Barajı’nın yüzde 30 seviyesinin altına düşmesi önemli bir uyarı olarak değerlendirilmeli. Bu noktadan sonra yalnızca vatandaşların tasarruf yapması değil, yerel yönetimlerin ve ilgili kurumların da su yönetimi konusunda uzun vadeli politikalar geliştirmesi gerekiyor.
Tarımsal sulamada daha verimli sistemlerin yaygınlaştırılması, kayıp-kaçak oranlarının azaltılması, alternatif su kaynaklarının değerlendirilmesi ve vatandaşların bilinçlendirilmesi artık ertelenebilecek başlıklar değil.
Balıkesir geniş tarım arazileri, büyüyen yerleşim alanları ve yaz aylarında artan nüfusuyla suya her geçen yıl daha fazla ihtiyaç duyuyor. İklim şartlarındaki değişim de hesaba katıldığında önümüzdeki yıllarda su yönetiminin şehrin en önemli meselelerinden biri haline gelmesi kaçınılmaz görünüyor.
Bugün barajlardaki rakamları sadece okuyup geçersek yarın çok daha ağır sonuçları konuşabiliriz.
Musluktan su aktığı sürece su sorununu fark etmiyoruz.
Oysa barajlardaki rakamlar bize açıkça söylüyor:
Balıkesir’in suyu azalıyor.Şimdi mesele, yağmurun ne zaman yağacağını beklemek değil; elimizde kalan suyun kıymetini ne kadar erken anlayacağımızdır.
