Köşe Yazıları

Balıkesir Yanıyor, Biz Hâlâ Seyrediyoruz

Balıkesir son günlerde yalnızca kavurucu sıcaklarla değil, peş peşe yükselen alevlerle de mücadele ediyor. Edremit’ten Gömeç’e, Ayvalık’tan Burhaniye ve Kepsut’a kadar farklı noktalardan gelen yangın haberleri, artık tek tek yaşanan olayların ötesinde büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Edremit’in Altınoluk Mahallesi’nde başlayan yangın, rüzgârın da etkisiyle ormanlık ve zeytinlik alanlara yayıldı. Alevlerin yerleşim yerlerine yaklaşması üzerine yüzlerce kişi evlerinden tahliye edildi. Yaklaşık 210 konutun tedbir amacıyla boşaltılması, yangının yalnızca ağaçları değil, insanların yaşamını ve geleceğini de tehdit ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Yangınların ardından sık sık aynı cümleleri duyuyoruz: “Ekipler müdahale ediyor”, “Yangın kontrol altına alındı”, “Soğutma çalışmaları sürüyor.” Elbette canını ortaya koyarak alevlerle savaşan orman işçilerinin, itfaiye ekiplerinin, gönüllülerin ve vatandaşların hakkı ödenmez. Ancak bizim artık yalnızca yangın söndürme başarısını değil, yangınların neden bu kadar sık çıktığını da konuşmamız gerekiyor.

Bir orman birkaç saat içerisinde yanabilir. Fakat o ormanın yeniden eski hâline gelmesi onlarca yıl sürebilir. Yanan yalnızca çam ağaçları değildir. Kuşların yuvaları, arıların yaşam alanları, yabani hayvanların sığınakları, toprağın bereketi ve bölgenin iklim dengesi de alevlerin arasında kaybolmaktadır.

Balıkesir, Kazdağları’ndan zeytinliklerine, kıyılarından kırsal mahallelerine kadar eşsiz bir doğal mirasa sahiptir. Bu mirasın korunması yalnızca devlet kurumlarının ya da belediyelerin görevi değildir. Ormana bırakılan bir cam şişe, söndürülmeden atılan bir sigara, kontrolsüz yakılan anız veya en küçük bir ihmal, binlerce canlının yaşamını yok edebilir.

Balıkesir’de yaz ayları boyunca ormanlara girişlerin sınırlandırılması ve yangın riskini artırabilecek faaliyetlerin yasaklanması önemli bir tedbirdir. Ancak yasakların kâğıt üzerinde kalmaması, denetimlerin artırılması ve riskli bölgelerin kameralarla sürekli izlenmesi gerekir.

Her yangının ardından fidan dikme kampanyaları düzenlemek elbette değerlidir. Ancak asıl mesele, o fidanları dikmek zorunda kalmamak için mevcut ormanları koruyabilmektir. Çünkü hiçbir fidan, yüzlerce yıllık bir ağacın ve onun çevresinde oluşmuş doğal yaşamın yerini hemen dolduramaz.

Bugün Balıkesir’in üzerinde yükselen duman yalnızca yanan ormanların dumanı değildir. Bu duman, ihmallerimizin, dikkatsizliğimizin ve doğaya karşı sorumluluklarımızı ertelememizin sonucudur.

Alevler söndürülebilir. Yaralar zamanla sarılabilir. Ancak kaybolan doğayı geri getirmek kolay değildir.

Bu nedenle herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:

Bir ağacın gölgesine ihtiyaç duyduğumuz kadar, o ağacı korumak için sorumluluk almaya da hazır mıyız?

Balıkesir yanarken sessiz kalamayız. Çünkü yanan yalnızca bir orman değil; çocuklarımıza bırakacağımız gelecek, soluduğumuz hava ve birlikte yaşadığımız doğadır.