Hatay’da bir çiftçi, tarlasından çıkan kavunun tanesine 5 lira fiyat biçildiğini duyunca ürünü tüccara vermek yerine başka bir yol seçti.

Ahmet Denizli, 50 ton kavunu konteyner kentlerde yaşayan depremzede vatandaşlara ücretsiz dağıtmaya karar verdi.

Belki hesap makinesine vurduğunuzda bunun adı zarar.

Ama vicdana vurduğunuzda ortaya bambaşka bir sonuç çıkıyor.

Çünkü bazı şeylerin karşılığı parayla ölçülmüyor.

Bir çiftçinin aylarca emek verdiği, güneşin altında büyüttüğü, suyunu verdiği, toprağını işlediği ürünün tanesine 5 lira değer biçilmesi elbette kolay kabul edilecek bir durum değil. Üstelik Denizli’nin anlattığına göre yalnızca toplama işçiliği için 15 bin lira harcanıyor.

Yani tarladaki emek, masraf, alın teri bir yana; üreticinin önüne konulan rakam adeta “Bu kadarına değmez” dedirtiyor.

Salça Kazanının Başında Ölümle Burun Buruna
Salça Kazanının Başında Ölümle Burun Buruna
İçeriği Görüntüle

Ahmet Denizli de tam olarak bunu yapmış.

“5 liraya satacağıma hayır duası alırım” demiş.

Ve gerçekten de almış.

Römorka yüklenen 3 ton kavun, konteyner kentte yalnızca 5 dakikada tükenmiş.

Bu görüntünün içinde aslında sadece kavun yok.

Bir tarafta emeğinin karşılığını alamayan bir çiftçi, diğer tarafta hâlâ konteynerlerde hayatını sürdürmeye çalışan depremzedeler var.

Ortada ise dayanışma var.

Hatay, 6 Şubat depremlerinin ardından çok ağır acılar yaşadı. Evler yıkıldı, sokaklar değişti, hayatlar yarım kaldı. Aradan zaman geçse de insanların yaraları bir gecede kapanmıyor. Böyle günlerde bazen büyük cümlelere, büyük projelere değil; bir insanın diğerine uzattığı küçük ama samimi bir ele ihtiyaç duyuluyor.

Ahmet Denizli’nin yaptığı da tam olarak bu.

Belki bir kavun bir ailenin hayatını değiştirmeyecek.

Ama o kavunu alırken duyulan “Bizi düşünen biri var” hissi çok şeyi değiştirebilir.

Çuvalını sırtına alan Hüseyin Karpuz’un “Allah razı olsun” sözü, belki de bütün bu hikâyenin en değerli karşılığı.

Çünkü çiftçi ürünü için para kazanamadı ama insanların duasını kazandı.

Bugün ekonomik şartlar üreticiyi de tüketiciyi de zorluyor. Tarlada ucuz olan ürünün pazarda, markette nasıl katlandığını hepimiz görüyoruz. Üreten kazanamıyor, alan pahalıya alıyor.

Bu düzenin içinde bir çiftçinin “Ben bunu 5 liraya vermeyeceğim, ihtiyaç sahibine dağıtacağım” demesi yalnızca bir yardım hikâyesi değildir.

Aynı zamanda sessiz bir sitemdir.

Emeğin değersizleştirilmesine karşı bir duruştur.

Ve insanlığın hâlâ kaybolmadığını gösteren güzel bir hatırlatmadır.

Ahmet Denizli 10 gün boyunca, her gün başka bir konteyner kentte kavun dağıtacağını söylüyor.

Toplam 50 ton...

Belki 50 ton kavunun piyasa hesabı yapılabilir.

Ama kaç çocuğun yüzünü güldüreceğinin, kaç sofraya bereket olacağının, kaç kişinin duasına dönüşeceğinin hesabı yapılamaz.

Bazen bir ürünün fiyatı vardır.

Bazen de değeri.

Tüccar o kavuna 5 lira biçmiş olabilir.

Ama Ahmet Denizli o kavuna insanlık değeri biçti.

Ve bazı kazançlar vardır ki banka hesabına değil, insanın vicdanına yazılır.