Saklayamıyorum kendimi. Şapkamın altına gizleniyorum. Şapka kafama, kafam şapkaya sığmıyor. Şapkayı büyütmek, kafayı küçültmek olur bir şey değil. Ya şapkaya, ya kafaya bir şeyler yapmalı. Kafayı kesip atamıyorsun, bari şapkayı satayım mı? Yoksa birine hediye edeyim. Hediye etmek işin oluru. Makbule geçer garibime, hiç olmazsa kafayı üşütmez…

Cadddeler, sokaklar, yollar, dağlar, bağlar kafayı yedi, trafik magandalarından, uzun yol, harfiyat damperlilerinden,  yola fırlayan traktorlerden, hız tutkunu, sollama meraklısı uçuklardan. Ana yol, tali yol, kavşak, sol şerit, sağ şerit, emniyet şeridi Hakk getire. Bastım mı gaza gider, önüne geleni biçerde geçer. Maşallah bu gençlerde mangal gibi yürek var birader.

Yollar böyle olunca siyaset sosyetesinin mantığı değişir mi? Siyaseti insana hizmet aracı olarak çalıştırmak bir başka iş, siyaseti hırs, öfke, kişisel çıkarlar, sıfat kazanma, insanı yok sayma, aşağılama… aracı olarak kullanmak yine ayrı bir sanat.

Asya ve Avrupa kıtaları arasına; … “bir kısrak başı gibi uzanan…” bu toprakları köprü olarak kullanan nice krallar, nice hükümdarlar, hanlar, hakanlar gelip geçtiler… Truva’dan, Gılgameş’ten, Hamurabi’den, Büyük İskender, Attila’dan günümüze… geriye ne kaldı? Yakıp yıkılanlardan gayrı. Yüz yıllar süren Anadolu yangınlarından BU KARA TOPRAK tan başka…

Üstü yağmalanan, parsellenen bu “ORTADOĞU COĞRAFYASI” ın  toprak altı değerlerini iç etmenin savaşı yaşanıyor sınırlarımızda. Binlerce yıldır, huzur bulamamış insanların diyarıdır  komşu ülkelerimiz.

Etnik, dini, ekonomik, kültürel, bencil çıkarlar için kundaklanan huzur ve barış ebediyen huzur ve barışı bulamamıştır, buldurulmamıştır. 4 hak dinin doğuğu bu coğrafyaya onlarca peygamber, onlarca güçlü krallar, hükümdarlar barışın hakimiyetini kuramadıklarını, masallardan, destanlardan, tarihin tozlu sayfaları arasından öğreniyoruz.

Tarihten, yaşananlardan ibret alınsaydı; geçen 30 yıl içinde balkanlarda, kafkaslarda, Kuzey Afrika’da, Sina Yarım Adası kuzeyi, ülkemizin güney ve güney doğusunda yaşanan insanlık dramları yaşanır mıydı? Eğri oturup “dosdoğru” sır’atı müsakim yoldan sapmayalım. Herkesin kucağında bir sürü kirli taş, önüne gelene bu taşları atıyorlar. Ondan sonra ben müslümanım, müslüman müslümanın kardeşidir. Böyle kardeşlik olmaz olsun.

-Adama demişler düşmanın var mı? Yok demiş.

-Kardeşinde mi yok? Demişler. Şimdi, toplumsal barış adına karar vericiler, milletvekilleri, bakanlar, akiller, hanlar, hakanlar, kendini dünyanın hakimi sananlar andıklarımızı unutmasınlar. Bu topraklara arpa ekenler arpa, buğday ekenler buğday, kin ve nefret tohumları atanlar kin ve nefretin gazabına uğrarlar * İ D U R A K İ *. “ELİNE, DİLİNE, BELİNE, AŞINA, İŞİNE, EŞİNE “ mukayyet ol.

Muğla yöresinden bir türkü dizesi çok hoşuma gittiği için not aldım; Makbule Kaya çığırıyor;”

“…ÇIRADAN KOPARDIM KIYMIK,

SAKLAMAN, GİZLEMEN GARİ

BİZ ONU ÇOKTAN DUYDUK…”     

ELİMİZİ, YÜZÜMÜZÜ, ÖZGERDEN, TOZDAN, SOĞUKTAN ÖRTMÜCEZ Mİ GARİ?... ŞAPKIDA GİYMİCEZ  Mİ GARİ?... “

HADİ GARİ SENDİ GEL…”