Günler vardır bireyleri, günler vardır bazı kesimleri, günler vardır toplumun tümünü ilgilendirir. Günler vardır geçmişi anımsatır, günler vardır yaraları tazeler, günler vardır hatırlanması bizi mutlu eder ve günler vardır ki ne idik, ne olduk ve de nerede olmamız gerekiyor sorusuna yanıt aratır.

                Ülkemiz insanının eğitilmesi, üreterek kazanma ile yerli yerinde kullanarak tasarruf veya harcama alışkanlığının kazandırılması, olumlu veya olumsuz davranış sonuçlarının bilincinde olması, onurluca yaşama duygu ve düşüncesinin pekiştirilmesi, her yönüyle kalkındırılıp geliştirilmesi, toplum içindeki tüm katmanlara sevginin, saygının, büyüğe hürmet ve küçüğe şefkatin yerleştirilmesi, okur-yazar oranının değil okuyup yazdığını içselleştirenlerin oranının her geçen gün artırılması, ülkemizin her alanda muasır medeniyetler düzeyinin üzerine çıkarılması vb. gibi sorumluluk ve zorunluluk gerektiren ödevlerin cefakâr bir o kadar da fedakâr sahipleri öğretmenlerdir.

Bir asırlık Cumhuriyetimizin ilk iki çeyreğindeki toplum katmanlarımızda eğitimcilerin yeri ön sıralarda iken, daha sonraları her nedense son sıralara itilmişti ve bu günlerde tekrar ön sıralara çıkarılacağı ifade edilmektedir. İnsan unsurunun manevi yapılandırılmasının ustaları yılda bir gün 24 Kasım’larda hatırlanıp tekrar tozlu raflara kaldırılmaktadır. Yöneten ve yönetilenlerden ile eğitimcilerden kaynaklanan bu olumsuz davranış ve değerlendirmenin gelişim süreci çok yönlü olarak tartışılabilir. Kanayan yaraya parmak basmak, sorunu gidermek, kalıcı çözüm üretmek yerine; kelime oyunlarıyla kurulan süslü cümlelerle, inandırıcı olmayan vaatlerle düzenlenen törenler, akşamları verilen yemekler ve yapılan eğlencelerle eğitim elemanlarının gününü kutlamak artık öğretmenlerimizi mutlu etmiyor. Onların çözüm bekleyen manevi ve maddi sorunları yıllardır tepeler halinde birikirken günümüzde yüce dağlar haline geldiğini hissediyorum.

Geçmiş yıllarda yaptığım gözlemler, edindiğim deneyimler bana gösterdi ki; İlköğretim, Lise ve Yükseköğretimde eğitim kalitesinin düşmesinin yanında yönetenlerimizin arz-talep dengesini görememeleri nedeniyle öğretmenlik eğitimi almamış binlerce yükseköğretim mezunu öğretmenlik mesleğine kazandırılmıştı. Ülkemizin çeşitli yörelerine ve de özellikle şarka gönderilen öğretmenlik eğitimi almayan eğitim elemanlarının eğitim-öğretim sürecine yapacağı tahribat ve tahrifatı varın siz düşünün. Bir bakıma yönetenlerimizin hedeflerinden biri Yükseköğretimi bitirmiş bu bireylere istihdam yaratmak, sorunlarını örtbas etmek ve oylarını almaktı. Alınacak sonuçlar, varılacak hedefler ile ülkemiz insanının eğitsel geleceği hiç umurlarında bile değildi. Kasıtlı olduğunu düşünmek istemiyorum amma manevi yönden bitirilmeye çalışılan mesleğin maddi ölçütleri de önemsizdi. Çalışan ve emekli olan öğretmenlerin manevi sorunlarına üst makamlar maddi sorunlarına da hükümetler çözüm üretmek zorundadır. İçlerinden gelmiş biri olarak onların çözüm bekleyen sorunlarını iyi bilenlerden biriyim.    

Cumhuriyetimizin ilk yılları Atatürk Türkiyesi’nde ve günümüzde Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi eğitim ve öğretmenlik mesleği ilgi çekici olmalıdır.  Eğitim ve öğretim alanında başarıyı etkileyecek en önemli unsurun öğretmenlerin kalitesi olduğunu çok iyi gören Atatürk; yukarıda ifade etmeye çalıştığım cümlelerden anlaşılacağı gibi öğretmenlik mesleğine layık olduğu en büyük değeri vermişti. Öğretmenlere “SİZİN BAŞARINIZ CUMHURİYETİN BAŞARISI OLACAKTIR” diye hitap eden Başöğretmen Atatürk; milletleri ancak ve ancak öğretmenlerin kurtaracaklarını söylemişti. Öğretmenlik mesleğinin çekiciliğini artıracak maddi ve manevi tedbirlere önem ve öncelik verilmesini istemişti. Öğretmenleri iyi yetiştirmenin, ülkenin geleceği için güvence kaynağı olacağı gerçeğine dikkatimizi çekmişti. Ancak; tüm eğitim ve öğretim elemanların “24 Kasım Öğretmenler Günü”müzü yâd ederken Cumhuriyetimizin 98. yılında pusulasını kaybetmiş bir yolcunun ummandaki yolun hala neresinde olabileceğini düşünüyorum.