Batı Anadolu Bölgesi’nin devletleşen beldesi, milli mücadele ateşinin yakıldığı kanok, çok eski yerleşim birimlerinden biri olduğu bilinen ve eski sancak beyliği merkezi ile Ankara-İstanbul-İzmir kara ve deniz ile demiryolu üzerinde, fazla engebeli olmayan arazilerle kaplı, tarım ve hayvancılığa dayalı bir ekonomiye sahip, sanayi atılımlarını gerçekleştirememiş gerçekleşenlere de sahip çıkamamış, yatırıma dönüşmeyen likiditesinin bol olduğu söylenen ilimiz topraklarında sulama sorunu çözümlendiğinden mevsim koşullarına göre çeşitli sebze ve meyvelerin yetiştirilebildiği, beton yığınıyla kaplanmış sahilleri ile yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları, şifalı kaplıcaları ve nefis oksijen içeren ormanlık alanları bulunmaktadır.

İlimizde M.Ö: 1 ve 2. yy.da inşa edildiği sanılan çok az Roma dönemi eserleri ile hemen hemen her ilçesinde dikkati çeken Osmanlı dönemi cami ve imarethaneleri başlıca tarihi yapıları oluşturmakla birlikte, köy ve kasabalarında sayılmayı bir nostalji olarak ön planda tutan insanlarımızın pek çoğunun şehri terk etmeleri yanında Büyükşehir olabilme payesini de kapmıştır.

K ÜLTÜR kavramı günlük konuşma dilinde  “BİLGİ VE GÖRGÜ DÜZEYİ YÜKSEK” anlamında kullanılır. Eğer bir milletin kültürü, başka kültürlerden gelen etkileri eritip; özümsüyorsa, onları kendi ihtiyaçlarına göre milli bir biçime sokabiliyorsa, o zaman diğer kültürlerin içindeki yerini koruyabilir ve onları da etkileyebilir. Böylece o milletin varlığı hem korunmuş, hem de gelişmiş olur. Kültürümüzü korumak ancak ve ancak kültürümüzü yaşamak ve geliştirmekle olur.

“Kültür, üzerinde yaşanılan zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir”

Burada  “SECİYE”  huy, yaratılış, karakter anlamındadır. Her milletin kendine özgü bir geleneği ve kendine has adetleri, kendine özel milli hususiyetleri vardır. Türklerin haysiyeti, gururu, kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür... ,  bizim milletimizin manevi kuvveti bütün milletlerin manevi kuvvetlerinden üstündür. Bizler mazide sayısız medeniyetler kurmuş bir ırkın ve milletin çocuklarıyız. Öyleyse bizler, milli kültürümüzü toplumun her düzeyindeki kesimlere, o kesimin niteliği ölçüsünde seslenebilmeli ve benimsetmeliyiz. Bunu sağlamak için de her türlü çareye başvurularak milli kültürümüzü yaygınlaştırmalıyız. Kültürümüzün geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği panel, seminer ve konferansların yanında Balıkesir’de yıllarca düzenlenen yerel fuar ve ilçelerinde gerçekleştirilen kültür ve sanat festivalleri ile Balıkesir’in düşman işgalinden kurtuluşunu kutlama törenleri

her yıl daha görkemli olarak icra edilmektedir.

Büyük, yüce ve asil Türk Milleti ve O’nun batı dünyasının bağrında, en uzun

ömürlü Türk Devleti’ni kurmuş Anadolu Türklüğüdür. Anadolu’nun üzerinde güneşin batmadığı üç kıtaya hâkim, muhteşem hakanlığı tesis etmiş temel varlık, Türk’ün bu genişleme, yücelme, doruğa erişme; sonra adeta bir fizik kanunu gibi, duraksama, gerileme ve ana kaynak bölgesindeki Türkoğlu Türkleridir.

Osmanlılara kadar Anadolu Beylikleri tarihi, öteden beri Uç Beylikleri’ne göre kronolojik akış içinde aydınlıktır. O günleri hatırlamadan,  Mondros Mütarekesi karanlığı içinde milli varlık adına Batı Anadolu’muzun nasıl “DEVLETLEŞEN BELDESİ” olduğunu kavramak mümkün değildir. Böylesi derinliğine düşünmeden verilecek karar, tarihimizi ibret olmaktan çıkarır ve masal haline getirir.

İlimiz her alanda gerçekten değerli evlatlar yetiştirmiştir. Hizmet sahalarında mühürleri olan bu şahsiyetlerin müşterek tarafı, milli ve manevi vasıflarını hassasiyetle korumuş olmalarıdır. Milli Mücadele yıllarında Yunan işgal ve zulmüne karşı her şeyini ortaya koyarak mücadele eden ve bu uğurda canlarını feda eden büyüklerimizi minnet ve rahmetle yâd etmeden geçemeyeceğim. 6 Eylül’lerde Balıkesir’imizin düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle onlar için ne söylesek azdır. Hasan Âli GÖKSOY’un deyimiyle (Balıkesir-Kuvâ-yı Milliye Müzesinden alınmıştır) Çünkü onlar;

O N L A R,

                   Kimsenin görmediği felaketi gördüler,

                   Sefaleti gördüler, ihaneti gördüler...

                   Ve onlar dayanılmazı,

                   Kendi vatanlarında esareti gördüler.

                   Ne var ki,

                   Uluların kavlince

                   İnamı gayrete döndürdüler...

 

                   Mangal gibiydi her birinin yüreği;

                   Millete vermek için

                   Parçalara böldüler...

 

                   Kuvâ-yı Milliye’nin şehitleri de,

                   Kurtuluşu görenleri de,

                   Gülümseyip öldüler.

 

                   Peygamber okşadı tabutlarını bir bir...

                   V e  O N L A R

                   Cennete gömüldüler.

 

V    E         O   N   L   A  R...

                Yaşları onlardaydı,

                   Sayıları Bin’lerde!

                   Hepsi ufacıktılar...

                   Ne oyun istediler, ne acıktılar...

                  

                   Küçücük elleri yarıldı yer yer,

                   Kan oldu zaman mermiler!

                   Kuvâ-yı Milliye’nin evlatları

                   Gık demediler! ...

 

                   Aynı oyunu oynadılar biteviye:

                   Yarıştılar daha çok mermi yapalım diye!

                   Ölümden değil, geç kalmaktan ürktüler. . .

 

                   Yaşanmamış günlerini bir bir,

                   Kovanlara döktüler!

 

                   TANRIM o çocuklar. . .

                   TANRIM! . . . o çocuklar

                   Ne kadar B Ü Y Ü K T Ü L E R.

                  

...   VE  BİR  DE  ONLAR,

                   Mermiler sırtındaydı,

                   Yavrusu kucağında,

                   Ne yataktaydı aklı,

                   Ne baba ocağında...

                   Çanakkale’de gitmişti ağası,

                   Yemen’de gitmişti babası...

                   Kuvâ-yı Milliye’nin kadınları,

                   Günde kaç kağnı arabası

                   Cephane taşıyordu.

 

                   Yavrusunu çalı dibinde emzirip;

                   Ayşe savaşıyordu!

                   Ey! Şimdi yavrusuna,

                   Göğsünün korkusuna,

                   Sütünü sakınan ana!

 

                   İşte o  ANALAR’ dan...

                   İşte o ANALAR’ dan,

                   Bu  V A T A N  kaldı sana.

Bir millet ve hükümet yolunu seçebilmek ve o yolda sağlam adımlar atabilmek için geçmişini bilmesi, ondan dersler alması gerektiğinde,  ihtilafa düşecek bir akıl düşünülemez. Değil; yalnız kendi geçmişini, diğer milletlerin geçmişini de öğrenmeye çalışmak insanlar için adeta hedef olmuştur.

Cennet vatan Türkiye’mizin düşman işgaline engel olunması için her yerde ve her yörede binlerce karar alınıp; uygulama safhasına konulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’ mizin kuruluş tarihini yazanlar, Balıkesir ve çevresindeki insanlarımızın devlet ciddiyetiyle ulusal kurtuluşumuza nasıl hizmet ettiklerini görüp, göstereceklerdir.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün şu sözünü sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim. “ Beni görmek demek, yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi,

benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir. Beni seven arkadaşlarıma tavsiyem,  şahsınız için değil,  mensup olduğunuz M İ L L E T için elbirliği ile çalışalım”

         Netice-i kelam, Milli Mücadelenin aziz kahramanlarının manevi huzurunda tazimle eğilmeli, O’nları rahmetle anmalı, bir daha o günlere benzer günleri yaşamamak için birlik, dirlik, düzenlik ve beraberlik içinde bulunmalıyız diye düşünüyorum.