Yaz mevsimi daha tam anlamıyla başlamadan toplu taşımalarda o tanıdık tablo yine ortaya çıktı. Sabah işe giderken, okuldan dönerken ya da kısa bir şehir içi yolculukta insanlar artık en çok sıcaktan değil, birbirine karışan ağır ter kokularından bunalmaya başladı. Camların kapalı olduğu, klimaların yetersiz kaldığı otobüslerde bazen birkaç duraklık yol bile saatler sürmüş gibi hissettiriyor.
Aslında mesele sadece sıcak hava değil. Hepimiz yoğun tempoda yaşıyoruz, koşuşturuyoruz, terliyoruz. Bu son derece doğal. Ancak toplu yaşamın da bazı görünmez kuralları var. Nasıl yüksek sesle müzik dinlemek ya da çöpünü yere atmak başkalarını rahatsız ediyorsa, kişisel hijyene dikkat etmemek de aynı şekilde toplum yaşamını etkiliyor.
Özellikle kalabalık saatlerde otobüslerde adeta nefes almak zorlaşıyor. Bir yandan güneşin etkisi, diğer yandan havasız ortam birleşince ortaya dayanılmaz bir atmosfer çıkıyor. İnsanlar artık boş koltuk bulmaktan çok “kokusuz bir alan” bulmaya çalışıyor. Hatta birçok kişi sosyal medyada bu durumla ilgili espriler yapıyor ama işin komik tarafı giderek azalıyor.
Burada sadece vatandaşlara değil, belediyelere de görev düşüyor. Klimaların düzenli çalıştırılması, araçların sık havalandırılması ve temizlik denetimlerinin artırılması artık lüks değil ihtiyaç haline geldi. Çünkü yaz aylarında toplu taşıma kullanmak bazı günler gerçekten sabır testi gibi olabiliyor.
Ama işin en önemli kısmı yine bireysel farkındalıkta bitiyor. Bir deodorant kullanmak, temiz kıyafet giymek ya da yoğun terleme durumunda küçük önlemler almak kimse için zor olmamalı. Sonuçta aynı şehirde, aynı havayı paylaşarak yaşıyoruz.
Yaz sıcakları elbette engellenemez. Ancak insanların birbirine duyduğu saygı, en bunaltıcı havalarda bile ortamı yaşanabilir hale getirebilir. Çünkü bazen medeniyet dediğimiz şey, bir otobüste yan yana rahat yolculuk yapabilmekten geçiyor.

YORUMLAR