Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Melih Kadir Efe

Türkiye’de Gıda Krizi!

Türkiye son aylarda sadece ekonomiyi, siyaseti ya da gündelik tartışmaları değil; sessiz ama çok daha hayati bir başlığı konuşuyor: Gıda güvenliği. Ülkenin dört bir yanından art arda gelen zehirlenme vakaları, uygunsuz koşullarda hazırlanan yemekler ve denetimlerde tespit edilen hijyen eksiklikleri artık göz ardı edilemeyecek bir boyuta ulaştı.

İstanbul’da yapılan son denetimlerde 135 binden fazla işletme kontrol edildi ve 8 bini aşkın işletmeye ceza kesildi. Bu rakam, aslında buzdağının sadece görünen kısmı. Çünkü denetimden kaçan, kayıt dışı çalışan ya da bir şekilde kontrol sürecinin dışında kalan yüzlerce işletme var. Devlet artık işi sıkı tutuyor ve İstanbul’da tüm işletmelere 24 saat ses ve görüntü kaydı zorunluluğu getirildi. Fakat sorun sadece büyük şehirlerde değil; Anadolu’nun küçük ilçelerinde, kasabalarında, hatta köylerinde bile hijyen yetersizliği günlük hayatın bir parçası olmuş durumda.

Türkiye’nin “çiftlikten çatala” modelini yıllardır kağıt üzerinde tuttuğu, fakat uygulamada bu modeli hayata geçiremediği açıkça ortada. Üretim sürecinden depolamaya, taşımadan satışa kadar zincirin her halkasında ciddi sorunlar yaşanıyor. Et ve süt ürünleri uygun olmayan sıcaklıklarda taşınıyor, restoranlarda soğuk zincir çoğu zaman korunmuyor, ambalaj ve etiket eksiklikleri neredeyse normalleştiriliyor.

Bu tabloyu daha da endişe verici hale getiren ise uzmanların uyarısı:
Gıda zehirlenmesi belirtileri 24 saati aşıyorsa, bu artık basit bir rahatsızlık değil; ciddi bir tehlikedir.
Fakat pek çok vatandaş, ekonomik sebeplerle gıda kalitesinden taviz vermek zorunda kalıyor. Daha ucuz olduğu için etiketine bakmadan ürün alan, hijyeni düşük restoranlarda yemek yemek zorunda kalan milyonlar var. Bu durum sadece bireysel bir tercih değil, ekonomik şartların dayattığı bir zorunluluk.

Asıl trajik olan ise şu:
Biz hâlâ gıda güvenliğini “güncel bir haber” olarak görüyoruz. Oysa bu mesele her gün soframıza giren, çocuklarımızın sağlığını doğrudan etkileyen bir hayat memat konusudur. Bugün zehirlenme vakalarıyla manşet olan bir işletme, yarın başka bir semtte başka bir insanın hayatını riske atabilir. Sorun bireysel bir eksiklik değil; sistemsel bir çürüme.

Şimdi yapılması gereken belli:
Daha sıkı denetim, daha şeffaf bir takip sistemi, izlenebilir gıda modeli ve vatandaşın bilinçlendirilmesi. Etiketsiz ürüne bakmayacağız. Ambalajı hasarlı ürünü almayacağız. Soğuk zincirin korunmadığı bir yerde yemek yemeyeceğiz. Fakat tüm bunlar bireysel çabayla sınırlı kalırsa bu savaş kazanılamaz.

Devlet daha sert olacak, işletmeler daha sorumlu olacak ve tüketici daha bilinçli olacak.
Yoksa bugün haberlerde okuduğumuz o zehirlenme vakaları yarın hepimizin kapısını çalabilir.

Gıda güvenliği lüks değildir, yaşama hakkının bir parçasıdır.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + 4 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER