Sokakta Yürümek Neden Bu Kadar Riskli Hale Geldi?

Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde yaşanan görüntüler, birkaç saniye içinde insanın içini ürperten türdendi.

Karasu Yolu Caddesi’nde zinciri kopmuş bir köpek, yolda yürüyen K.K. isimli vatandaşa saldırdı. Köpek, adamı ayaklarından ısırarak çekmeye başladı. Çevredeki sürücüler ise korna çalarak hayvanı uzaklaştırmaya çalıştı. Vatandaş güçlükle kurtuldu, hastanede tedavi edildi ve ardından taburcu edildi.

O anlar cep telefonu kamerasına yansıdı.

Fakat mesele yalnızca kameraya yansıyan birkaç saniyelik korkudan ibaret değil.

Asıl sorulması gereken şu:

Bir insan, yaşadığı şehirde kaldırımda yürürken kendisini güvende hissedemeyecekse burada bir sorun yok mudur?

Hayvan sevgisi başka, tedbirsizlik başka

Hayvanları sevmek, onları korumak elbette önemli. Ancak hayvan sevgisini, insan güvenliğiyle karşı karşıya getirmek büyük bir hata olur.

Özellikle saldırgan davranış gösterebilecek veya fiziksel olarak kontrol edilmesi güç hayvanların bulunduğu ortamlarda gerekli önlemleri almak, öncelikle hayvan sahibinin sorumluluğudur.

Bir köpeğin zincirinin kopması bazen “talihsiz bir olay” gibi görülebilir. Ancak sonuçları ağır olabilir.

Bugün saldırıya uğrayan yetişkin bir vatandaş.

Peki ya aynı noktada küçük bir çocuk olsaydı?

Ya yaşlı bir insan olsaydı?

Ya kaçamayacak durumda olan biriyle karşılaşsaydı?

İşte mesele tam da burada ciddileşiyor.

Önlem, olay yaşandıktan sonra alınmamalı

Türkiye’de çoğu zaman güvenlik tedbirlerini olaylardan sonra konuşuyoruz.

Bir saldırı oluyor, görüntüler sosyal medyada yayılıyor, birkaç gün tartışılıyor ve ardından başka bir gündeme geçiliyor.

Oysa asıl yapılması gereken, olay yaşanmadan önce riskleri ortadan kaldırmak.

Hayvan sahiplerinin sorumluluklarının açık biçimde takip edilmesi, tasma ve güvenlik ekipmanlarının düzenli kontrol edilmesi, saldırganlık riski bulunan hayvanlarla ilgili gerekli tedbirlerin uygulanması gerekiyor.

Çünkü kamusal alan yalnızca hayvan sahiplerine ait değil.

Çocukların, yaşlıların, işe gidenlerin, okula yürüyen öğrencilerin, kısacası herkesin.

Kornalarla yapılan dayanışma

Olayın dikkat çeken bir başka yönü de çevredeki sürücülerin müdahalesiydi.

Araç sürücüleri kornalarına basarak köpeği uzaklaştırmaya çalıştı.

Belki birkaç saniyelik bu müdahale, saldırının daha ağır sonuçlar doğurmasının önüne geçti.

Bu da bize bir kez daha gösteriyor ki bazen şehir hayatında tanımadığımız insanların refleksi, bir başkasının hayatında önemli bir fark yaratabiliyor.

Ancak vatandaşın güvenliği yalnızca tesadüfen oradan geçen sürücülerin müdahalesine bırakılamaz.

Sorumluluk kimin?

Bu tür olaylardan sonra tartışma genellikle iki kutba ayrılıyor.

Bir taraf tamamen hayvanları suçluyor, diğer taraf ise yaşanan tehlikeyi küçümseyebiliyor.

Oysa doğru soru hayvanı suçlamak değil.

Doğru soru şu:

Gerekli güvenlik önlemleri alınmış mıydı?

Bir hayvanın kontrol altında tutulması gerekiyorsa bunun sorumluluğu hayvanda değil, insandadır.

Zincirin sağlam olması, tasmanın uygun olması, çevre güvenliğinin sağlanması ve olası risklerin hesaba katılması gerekir.

Çünkü ihmallerin bedelini kimi zaman hayvanlar, kimi zaman da hiçbir şeyden habersiz biçimde yolda yürüyen insanlar ödüyor.

Adapazarı’nda yaşanan olay şans eseri daha ağır sonuçlanmadı.

Vatandaş tedavisinin ardından hastaneden çıktı.

Ancak görüntüler geride önemli bir soru bıraktı:

Bir sonraki olayda da aynı kadar şanslı olunacak mı?

Hayvan sevgisiyle insan güvenliği birbirinin rakibi değildir.

Doğru denetim, doğru bakım ve sorumlu sahiplik olduğu sürece ikisini birlikte korumak mümkündür.

Asıl mesele de tam olarak budur.