Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Melih Kadir Efe

Sessizliğin İçinde Açan Zarafet: Nilüfer Çiçeği

Doğanın bazı hediyeleri vardır; insanın kalbine görünmez bir yerden dokunur, kelimelerle açıklanamayan bir dinginlik bırakır. Nilüfer çiçeği de işte bu sessiz mucizelerden biridir. Gölün yüzeyinde, suyun ağırlığını hiç taşımıyormuş gibi duran o zarif beyazlık… İnsan ister istemez düşünür: Bu incelik nasıl böyle bir gücün üzerinde yükseliyor?

Nilüfer, çamurun içinden doğar ama üstünde tek bir lekesi bile yoktur. Hayatımızda da böyle değil midir? Bazen en karanlık dönemlerimizde, en bulanık sularda bile içimizde açmaya hazır bir güzellik saklıdır. Çevremiz, koşullarımız, mevsimlerimiz değişebilir… Ama içimizdeki o öz, bir gün suyun yüzeyine çıkar ve kim olduğumuzu yeniden hatırlatır bize.

Bazı insanlar vardır; hayatın gürültüsünü susturur, kalabalıkları uzaklaştırır. Nilüfer gibi… Sessizdir fakat görünüşüyle bile huzur dağıtır. İnsan böyle bir çiçeğe bakınca, farkında olmadan nefesini düzenler, kalbini yavaşlatır. Doğa bize çok şey anlatır aslında; yeter ki onu okuyalım.

Nilüfer çiçeği yıllardır farklı kültürlerde “yeniden doğuşun” simgesi olmuştur. Sabah güneşiyle açılır, akşam olduğunda suyun altına çekilir. Her gün yeniden doğar, yeniden yaşar ve yeniden kabuğuna döner. İnsan hayatı da böyle değil midir? Her sabah kendimizi yeniden kurar, akşam karanlığında toparlanır, yaralarıyla uyur, umutlarıyla uyanırız.

Nilüfer çiçeğine bakarken insan düşünmeden edemiyor:
Bize bu kadar zarif görünürken bile, köklerinde nasıl bir mücadele var? Çamurun içinden yukarı çıkmayı, güneşe ulaşmayı her gün yeniden nasıl başarıyor?

Belki de cevabı çok basit: İnsanın ait olduğu ışığı unutmaması gerekiyor.
Nilüfer bunu hiç unutmuyor.

Günümüzün koşuşturması içinde en çok kaybettiğimiz şey, iç huzurumuz. Oysa nilüfer bize “durmayı” öğretiyor. Suyun akışına teslim olmayı… Bazen hiçbir şey yapmadan, sadece çiçek açmanın bile yeterli olduğunu fısıldıyor.

Hayatın çamuru hiçbirimizi bırakmıyor; bazen iş, bazen ilişkiler, bazen kırgınlıklar, bazen yalnızlık… Ama çamur, çiçeğin değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Çamur olmasa çiçek de olmazdı zaten. Zorluklar büyütür, yavaşlatır ama aynı zamanda köklerimizi güçlendirir.

Nilüfer çiçeği bize, zarafetin güçsüzlük değil; tam tersine, en zor şartlarda bile ayakta kalabilme sanatı olduğunu anlatıyor.
Suyu, sessizliği ve sakinliği temsil ediyor… Biz insanlara da tam olarak eksik olan bir şey bu değil mi?

Bazen içimizde açmayan bir çiçek kalır. Ya korkular yüzünden, ya yaşanmışlıkların gölgesinde… Nilüfer çiçeğini gördüğümde aklımdan hep şu geçer:
Acaba içimdeki hangi çiçek, şartların düzelmesini bekliyor?

Belki hepimizin hayatında bir “nilüfer anı” vardır. Sessizce büyüdüğümüz, kimse görmese de geliştiğimiz, bir gün yüzeye çıktığımız…

Nilüfer çiçeği bize bunu hatırlatıyor:
Güzellik her zaman görünmezden başlar. Çamurdan korkarsan, güneşi hiç göremezsin.

Bugün kendine küçük bir iyilik yapmak isterseniz, bir nilüfer çiçeğine bakın. Ondaki zarafeti değil; mücadeleyi fark edin. O ince beyazlığın içindeki direnci görün. Belki o zaman suyun üzerindeki sessizliğin, kendi içinizdeki sesle ne kadar benzeştiğini fark edersiniz.

Hepimiz biraz nilüferiz.
Köklerimiz karanlıkta, yüzümüz ışığa dönük.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 + 5 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER