Her yaz bir yangın haberiyle sarsılıyoruz. Haritada küçük bir alev işaretiyle başlayan tehlike, birkaç saat içinde ormanı, canlıları ve umutlarımızı kül ediyor. Kameralar dumanı çekiyor, bizse çaresiz izliyoruz. Ama ormanlar sessizce haykırıyor: “Ben sadece ağaç değilim.”
Bir ağaç yanarken, bir kuşun yuvası, bir sincabın kışı, bir arının kovanı, bir çocuğun geleceği yanıyor. Orman sadece yeşil değil; nefes, yaşam ve denge demek. Her hektar orman, sadece oksijen değil, ekosistemlerin sürdürülebilirliği demek. Ama biz, çoğu zaman bu gerçeğin farkına ancak dumanı görünce varıyoruz.
Orman yangınlarının çoğunun insan eliyle çıktığı artık bir sır değil. Sigara izmaritleri, mangal kalıntıları, cam şişeler… Kimi zaman ise bilinçli çıkarılan yangınlar… Her bir kıvılcımın arkasında ihmaller, sorumsuzluklar, bazen de çıkarlar var.
Hava sıcaklıkları artıyor, rüzgar daha sert esiyor, nem daha az. Bu koşullarda orman yangınları daha kolay yayılıyor. Ama doğanın bu tepkisi, insanoğlunun yıllardır yaptığı tahribatın da bir yansıması. İklim değişikliği sadece denizleri değil, ormanları da vuruyor.
Peki ne yapmalı? Elbette devletin önleyici politikaları, yangın müdahale teknolojileri, helikopter filoları önemli. Ama asıl mesele farkındalık. Bir vatandaşın bilinçli olması, bin litre su kadar değerlidir. Ormana izmarit atmamak, cam kırığını toplamayı bilmek, izinli alan dışında ateş yakmamak bir erdem değil, zorunluluktur artık.
Ve belki de en çok da çocuklara ormanı sevdirmeliyiz. Çünkü korumadığımız her ağaç, onların geleceğinden kopardığımız bir parça demektir. Yangınların ardından gözyaşı dökmek kolay, önemli olan o gözyaşının düşmesini engelleyecek bilinci yaymak.
Küller içinde bir doğa, geleceğe bırakılacak bir miras olamaz. Orman, sadece orada yaşayan canlıların değil; insanın da kalbinin bir parçasıdır. Ona sahip çıkmak, kendimize sahip çıkmaktır.

YORUMLAR