Sesimizin Yabancısı Olmak

İki Yoldan Gelen Ses Sesimizi algılayış biçimimiz diğer insanların bizi duyuşundan farklıdır. Biz konuşurken ses tellerimizin çıkardığı titreşimler iki yoldan kulağımıza ulaşır:
  1. Hava yolu ile – Tıpkı başkalarının bizi duyması gibi. Sesimiz havada titreşir ve kulak zarımıza ulaşır.
  2. Kemik yolu ile – Ses tellerimizin titreşimleri kafatasımızın kemiklerinde yankılanır ve iç kulaktaki kokleaya doğrudan aktarılır.
Bu iki yol birleştiğinde biz kendi sesimizi daha tok, daha kalın ve kendimize “daha hoş” bulduğumuz bir şekilde duyarız. Kayıtlarla Gelen Çarpıcı Fark Bir ses kaydı dinlediğimizde ise kemik iletiminden yoksun kalırız. Geriye sadece havayla taşınan sesimiz kalır. Bu da bize olduğundan daha ince, tiz ve yabancı gelen bir ses algısı yaratır. Yani kayıttaki sesimiz başkalarının bizi her zaman duyduğu sestir, bizim alıştığımız “içsel” sesimiz değil. Psikolojik Etkisi Bu fark sadece biyolojik değil, psikolojik bir etki de yaratır. Çünkü sesimiz, kimliğimizin ve benlik algımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Kendimizi yıllarca kafamızın içinden duyduğumuz o tanıdık tonda tanımlarız. Kayıt cihazı ise bir anda bize “başkalarının gözünden” ayna tutar. İşte bu yüzden kayıtlardaki sesimizi yabancı, hatta rahatsız edici bulmamız çok doğaldır. Sesin Gerçeğiyle Yüzleşmek Oysa unutmamak gerekir ki, kayıttaki sesimiz aslında çevremizdeki herkesin her zaman duyduğu sestir. Bizim yabancı dediğimiz şey, başkaları için gayet tanıdık olandır. Bu da bize şunu hatırlatır: Kendimizle ilgili algımız, çoğu zaman dış dünyanın algısıyla aynı değildir. Kendi sesimizi duyduğumuzda yaşadığımız şaşkınlık, biyolojimizin ve psikolojimizin ortak oyunudur. Bir yandan kafatasımızın derinliklerinden gelen titreşimlerle kendimize “özel” bir ses duyarız, öte yandan kayıt cihazı bize gerçeği gösterir. Belki de bu yüzden sesimizi dinlerken hissettiğimiz yabancılık, insan olmanın en doğal yanılgılarından biridir.