Kira Artışında Yeni Eşik
"kim daha fazla dayanırsa o kazanır" psikolojisine dönüşmüş durumda. Bu sistemin kaybedeni ise yine dar gelirli vatandaş. Çünkü asgari ücretin artışıyla birlikte temel gıda, ulaşım ve enerji giderleri de yukarı yönlü seyrederken, kira da bu yükün en ağır halkası haline geliyor.
Yüzde 41,13... Kağıt üzerinde matematiksel bir oran. Ama bu oran demek, 10 bin TL kira ödeyen bir ailenin artık 14 bin 113 TL’ye yaklaşan bir yükün altına girmesi demek. Bu artışa karşılık maaşlara yansıyan reel artış ise çoğu zaman bu oranın altında kalıyor. Yani gelir artışı, gideri yakalayamıyor; vatandaş her ay biraz daha fakirleşiyor.
Peki, bu işin sonu nereye varacak?
Uzmanların da sıkça vurguladığı gibi, "fiyatları serbest bırakmak piyasayı dengeler" inancı artık işlemiyor. Serbest piyasa denen şey, sosyal bir devletin sınırlarını zorlamaya başladıysa; müdahale artık bir tercih değil, bir zorunluluk olur. Kiracıyı da ev sahibini de koruyacak, adil ve sürdürülebilir bir modele geçiş şart.
Unutmamak gerekir ki barınma bir lüks değil, bir haktır. Hakkın erişilemez hâle gelmesi ise yalnızca ekonomik değil, sosyal bir çöküşü de beraberinde getirir.
Kira artış oranlarının bu seviyelere ulaşması bize ne söylüyor, iyi düşünmek gerek. Belki de asıl sorgulamamız gereken, bu oranın değil, sistemin ta kendisi...