☰
✕

Evinde Ölmek… Bu Kadar Kolay mı?

“Tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.” Bu cümle artık o kadar sıradanlaştı ki, korkutucu olan da bu. Çünkü hepimiz aynı hayatı yaşıyoruz. Aynı evlerde oturuyoruz. Aynı “bir şey olmaz” rahatlığıyla günlerimizi geçiriyoruz. Ama bir gerçek var ki, çoğu zaman yüzleşmek istemiyoruz: Hayat, sandığımız kadar uzun değil… ve güvenli hiç değil. Rıza Tamer yıllarca sahnede güçlüydü. Alkış aldı, sevildi, tanındı. Ama en sonunda, herkes gibi yalnız bir insan olarak, dört duvar arasında yaşamla mücadele etti. Bu, insanın içini burkan tarafı. Kalabalıkların sevdiği bir isim… Ama son anlarında yalnız. Belki de asıl konuşmamız gereken tam olarak bu: Biz gerçekten iyi miyiz? Sağlığımızı ne kadar ciddiye alıyoruz? Vücudumuzun verdiği sinyalleri ne kadar dinliyoruz? “Bir şey olmaz” diyerek kaç uyarıyı görmezden geliyoruz? Çünkü çoğu zaman felaketler büyük gürültülerle gelmiyor. Sessizce, ansızın ve hazırlıksız yakalıyor. Bir diğer tarafı da şu… Artık ölüm haberlerine alıştık. Eskiden bir sanatçının vefatı günlerce konuşulurdu. Şimdi birkaç saat gündem, sonra hayat devam. Bu da ayrı bir acı. Çünkü biz unuttukça, hayatın kıymeti de biraz daha ucuzluyor. Belki de bu yazıyı okuyan herkesin kendine sorması gereken tek bir soru var: “Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece gün mü geçiriyorum?” Sağlığımıza dikkat etmeden, sevdiklerimize zaman ayırmadan, hep yarına bırakarak… Oysa yarın diye bir garanti yok. Rıza Tamer’in ölümü bir magazin haberi değil. Bir hatırlatma. Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu, Ve hiçbirimizin düşündüğü kadar güçlü olmadığını hatırlatan bir gerçek. Bugün hayattayız. Ama yarın? Kimse bilmiyor.