Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Büşra Nur Akdağ

Deniz Engelli Doğmadı, Engelli Bırakıldı

Beş günlük bir bebek düşünün. Henüz dünyayı tanımaya, annesinin kokusunu ayırt etmeye bile fırsat bulamamış. Adı Deniz. Ve onun hikâyesi, bu ülkenin vicdanına bırakılmış ağır bir sınav gibi önümüzde duruyor.

Kahramanmaraş’ta, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde dünyaya gelen Deniz, yeni doğan servisinde kuvöze alındı. Güvende olması gereken bir yerde. En korunaksız hâliyle, en çok korunması gereken zamanda… Ama olmadı.

Güvenlik kamerası görüntüleri yıllar sonra ortaya çıktığında gördüklerimiz bir haber metninin soğuk cümlelerine sığmıyor. Ağlayan bir bebeğe inen darbeler, sıkılan minicik bir bacak, ardından gelen o ürkütücü durağanlık… Beş günlük bir bedenin kaldırabileceği bir şey değil bu. Ve sonuç: bedensel engel, serebral palsi, epilepsi. Bir ömür boyu taşınacak bir yük.

Asıl sarsıcı olan ise sadece şiddetin kendisi değil. Ailenin bilgilendirilmemesi. Gerçeğin saklanması. Anne ve babanın, çocuklarının “doğuştan” engelli olduğu söylenerek yıllarca başka bir gerçekle yaşamak zorunda bırakılması. Düşünün; evladınızın kaderini kabullenmeye çalışıyorsunuz, oysa kader diye sunulan şey bir suçun üzerini örtmekten ibaret.

Aradan üç yıl geçiyor. Üç yıl. Ancak o zaman “kasten yaralama” suçlamasıyla bir dava açılıyor. Ancak o zaman aile, e-Devlet’ten gelen bir mesajla gerçeğin izini sürmeye başlıyor. Ve öğreniyorlar: Deniz engelli doğmadı. Deniz engelli bırakıldı.

Burada durup sormak zorundayız. Bir bebeğe şiddet uygulayan sadece bir kişi midir? Yoksa susanlar, görmezden gelenler, bilgilendirmeyenler de bu suçun ortağı mıdır? Kamera kayıtları varsa, neden yıllarca beklenir? Bir aile neden gerçeği adliye koridorlarında, tesadüfen öğrenir?

Bu köşede sık sık “adalet” kelimesini kullanıyoruz. Ama adalet, sadece mahkeme salonlarında verilen bir karar değildir. Adalet; zamanında konuşmaktır, şeffaflıktır, hesap verebilirliktir. Ve en önemlisi, en savunmasız olanı koruyabilmektir.

Deniz artık büyüyor. O, yaşadığı şiddeti hatırlamayacak belki. Ama bedeninde ve hayatında izleri kalacak. Asıl soru şu: Biz bu hikâyeyi hatırlayacak mıyız? Yoksa birkaç gün öfkelenip sonra unutacak mıyız?

Bir toplum, beş günlük bir bebeği koruyamıyorsa; neyi, kimi koruduğunu yeniden düşünmek zorundadır. Bu sadece Deniz’in davası değil. Bu, hepimizin vicdan davasıdır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 + 4 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER