- Bireysel tasarruf: Bahçeleri damlama sulama sistemleriyle sulamak, araba yıkamayı minimuma indirmek, musluk ve tesisatlardaki kaçakları onarmak, hatta günlük alışkanlıklarımızda su tüketimini azaltmak.
- Kurumsal adımlar: Belediyelerin ve ilgili kurumların su yönetiminde yeni stratejiler geliştirmesi gerekiyor. Alternatif su kaynakları, yağmur suyu toplama sistemleri, gri su kullanımı gibi projeler artık bir lüks değil, zorunluluk. Ayrıca su israfına neden olan altyapı sorunları da acilen çözülmeli.
Bugünü Kurtarmak Yetmez, Yarını Düşünmeliyiz
Su, Geleceğin En Kritik Kaynağı
Dünyanın birçok ülkesinde artık petrol değil, su savaşları konuşuluyor. Balıkesir gibi tarımın, hayvancılığın ve turizmin kalbinde yer alan bir şehirde suyun tükenmesi demek sadece musluklarımızın kuruması anlamına gelmez. Tarlalarımız, zeytinliklerimiz, hayvanlarımız ve hatta turizm sektörümüz doğrudan bu krizden etkilenir. Kısacası, suyun azalması şehirdeki her hanenin bütçesine, her işçinin aşına ve her öğrencinin geleceğine dokunur.
İklim Krizi mi, Yönetim Krizi mi?
Elbette iklim değişikliği hepimizin bildiği bir gerçek. Yağışların azalması, sıcaklıkların artması barajlarımızı hızla tüketiyor. Ancak bu tek başına yeterli bir açıklama değil. Bizler hâlâ bahçelerimizi şebeke suyuyla suluyor, arabalarımızı bolca su harcayarak yıkıyor, damlayan musluklarımızı umursamıyoruz. Yani krizi sadece doğaya yüklemek kolaycılık olur. İşin içinde bizim bireysel sorumsuzluğumuz ve yöneticilerin su politikalarındaki eksiklikler de var.
230 Günlük Hesap: Zaman Azalıyor
BASKİ’nin açıkladığı verilere göre 157 milyon m³ kapasiteli İkizcetepeler Barajı’nda şu an sadece 31 milyon m³ su bulunuyor. Bu da 230 günlük bir stok anlamına geliyor. Ancak bu hesaplama yağışların normal seviyelerde gerçekleşeceği varsayımıyla yapılıyor. Eğer önümüzdeki kış da kurak geçerse, bu süre daha da kısalabilir. Yani aslında elimizde 230 gün değil, her damlası kıymetli bir belirsizlik var.
Çözüm Nerede?
Burada iki yönlü bir mücadele gerekiyor: