Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Melih Kadir Efe

Bir Hayatın Değil, Vicdanın Kaybı

Bolu’nun Gerede ilçesinden gelen o haber, insanın içine işleyen bir sessizlik bıraktı. Bazı olaylar vardır; ne kadar anlatırsanız anlatın eksik kalır, ne kadar yazarsanız yazın yetmez. Çünkü mesele sadece bir olay değildir artık, bir kırılmadır. Bir hayatın değil, birçok hayatın aynı anda dağıldığı bir anın adıdır.

Henüz iki aylık bir bebeğin adı, şimdi bir mezar taşına yazıldı. Oysa olması gereken, ilk kelimelerini duymak, ilk adımlarını görmekti. Ama biz bir kez daha, olması gereken ile yaşanan arasındaki o uçurumla yüzleştik. Ve bu uçurum, sadece bir ailenin değil, aslında hepimizin ortak sorumluluğunun içinde büyüdü.

Olayın ardından annenin eşini arayıp söylediği o cümle… “Bebeğe bir şey oldu, ben evden gidiyorum.” Bu söz, belki de günlerdir, haftalardır biriken bir ruh halinin dışa vurumuydu. Ama biz çoğu zaman böyle cümlelerin arkasını merak etmiyoruz. Çünkü toplum olarak en büyük alışkanlığımız, görmezden gelmek. Ta ki iş işten geçene kadar.

İddialara göre daha önce bir doktor tarafından psikiyatrik destek önerilmiş. İşte tam da burada durmak gerekiyor. Çünkü bu sadece bir detay değil; bu, belki de hayat kurtarabilecek bir dönüm noktasıydı. Ama çoğu zaman olduğu gibi, “sonra bakarız” denilen, ertelenen, hafife alınan bir uyarı olarak kaldı.

Biz hâlâ anneliği kutsal bir rol olarak anlatırken, annelerin insan olduğunu unutuyoruz. Yorgun olabileceklerini, kırılabileceklerini, yardım isteyebileceklerini… Ve en önemlisi, bazen kendi içlerinde kaybolabileceklerini. “Anne her şeyi bilir” demek kolay; ama “anne de destek ister” demek zor geliyor.

Bir baba… Eve gidiyor ve hayatının en ağır anıyla karşılaşıyor. Bu sahnenin ağırlığını tarif edecek hiçbir kelime yok. Ardından gelen cenaze, ardından gelen çöküş… Fenalaşması, aslında sadece bir bedensel tepki değil; insanın taşıyamayacağı bir acının dışa vurumu.

Ama bu hikâyede sadece bir aile yok. Bu hikâyede hepimiz varız. Çünkü her ihmal edilen uyarı, her ertelenen destek, her “geçer” denilen durum, bir gün geri dönülmez sonuçlar doğurabiliyor.

Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor: Ruh sağlığı bir lüks değil. Bir seçenek hiç değil. Bu, hayatla ölüm arasındaki en ince çizgilerden biri.

Ve o çizgi bazen, fark edilmediğinde bir bebeğin hayatı kadar ağır bir bedel ödetiyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 + 5 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER