Bir insanın evi, dünyadaki en güvenli sığınağı olmalıdır. Kapısını kapattığında huzur bulduğu, kendini güvende hissettiği yer… Ama ne yazık ki bazı insanlar için evleri artık bir sığınak değil, korkunun adresi haline geliyor.
Esenyurt’ta yaşanan olay, tam da bunun acı bir örneği.
Yaklaşık bir yıldır yaşlı bir çift ve kızlarının hayatı, komşularının bitmek bilmeyen saldırıları nedeniyle kabusa dönmüş durumda. Üstelik bu kabus öyle bir günde başlamıyor; kapı önünde komşularla içilen bir bardak çay yüzünden başlıyor.
Düşünün…
Bir apartmanın önünde, yaz akşamında içilen bir çay…
Bir selamlaşma, bir sohbet…
Ama bir anda küfürler, tehditler ve ardından şiddet…
İddiaya göre saldırgan komşu ve babası, yaşlı çifte önce sözlü saldırılarda bulunuyor. Ardından olay fiziksel şiddete dönüşüyor. Sopa, sandalye, tekme… Bir kapıyı kırarak eve girmeye çalışma… Bir aileye korku salma…
Ve bu sadece bir gün yaşanan bir olay değil. Tam bir yıldır devam eden bir korku hikâyesi.
Bu süreçte saldırganın defalarca gözaltına alındığı, ancak kısa süre içinde serbest kaldığı ifade ediliyor. Sonuç?
Yaşlı bir çift ve kızları evlerine adeta hapsolmuş durumda.
Market yoluna çıkmak bile risk.
Camiye gitmek bile korku.
Dün yaşanan saldırı ise işin boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Marketten dönen yaşlı çift, iddiaya göre köşede bekleyen saldırganla karşılaşıyor. Tartışma büyüyor ve yine şiddet sahneye çıkıyor.
Bir kadının elindeki sopa alınarak kendisine vuruluyor.
Kafasına aldığı darbeler sonucu 7 dikiş atılıyor.
Eşi de darp ediliyor.
O anlar ise bir güvenlik kamerasına saniye saniye yansıyor.
65 yaşındaki Hatice Altay’ın söylediği bir cümle, aslında meselenin en acı özeti:
“Bir dahakine tabutla geleceğiz.”
Bu söz sadece bir öfke ifadesi değil; çaresizliğin, korkunun ve güvensizliğin çığlığıdır.
Bir insanın kendi mahallesinde, kendi apartmanında “bir dahaki sefere tabutla geleceğiz” demesi, hepimizin durup düşünmesi gereken bir durumdur.
Komşuluk kültürü bu toprakların en değerli miraslarından biridir. Bir zamanlar kapılar kilitlenmez, komşular birbirinin çocuğuna sahip çıkardı. Bir tabak yemek kapıdan kapıya dolaşır, dertler birlikte paylaşılırdı.
Bugün ise bazı apartmanlarda insanlar kapılarını korkuyla açıyor.
Elbette her tartışma suç değildir. Komşular arasında anlaşmazlıklar olabilir. Gürültü olur, park kavgası olur, yanlış anlaşılmalar olur.
Ama şiddet…
Şiddetin hiçbir bahanesi olamaz.
Bir yaşlı kadının kafasına sopa ile vurmanın, bir aileyi evine hapsetmenin, bir genç kız hakkında iftira yaymanın hiçbir açıklaması olamaz.
Daha da düşündürücü olan ise şu:
Bir yıl boyunca devam eden bir korku hikâyesi.
Bir yıl boyunca yaşanan tehditler, darplar, saldırı girişimleri…
Peki bu noktaya gelinmeden önce ne yapılabilirdi?
Şiddet olaylarında en büyük sorunlardan biri, çoğu zaman “bir şey olmaz” düşüncesidir. Oysa küçük bir tehdit, önlem alınmazsa büyük bir felakete dönüşebilir.
Hatice Altay’ın söylediği söz aslında sadece bir aileyi değil, toplumun tamamını ilgilendiriyor:
“Bir dahakine tabutla geleceğiz.”
Bu söz, bir alarmdır.
Çünkü şiddet bir kez başladığında çoğu zaman durmaz. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, bir sonraki adımın ne olacağını kimse tahmin edemez.
Bir toplumun huzuru, sadece sokakların güvenliğiyle değil; apartmanların, komşulukların ve mahallelerin güvenliğiyle ölçülür.
Ve bazen en büyük korku, yabancıdan değil…
Kapı komşusundan gelir.

YORUMLAR