Her gün bir haber… Her gün bir çığlık…
Bir çocuğun korkuyla kaçışı, bir annenin endişesi, bir yaşlının çaresizliği…
Ve sonra o tanıdık cümle: “Başıboş köpek saldırısı…”
Artık bu mesele görmezden gelinecek bir konu değil. Bu bir “haber başlığı” değil, bu bir toplum gerçeği.
Sokakta yürürken tedirgin olmak normal mi?
Bir çocuğun parka giderken korkması normal mi?
Ya da sabah işe giderken yolunu değiştirmek zorunda kalmak?
Değil… Olmamalı.
Ama diğer tarafta da bir gerçek var:
O köpekler de bir zamanlar küçücük, korunmasız canlılardı.
Birileri aldı, sevdi, sonra sıkıldı… Sokağa bıraktı.
Birileri “nasıl olsa biri bakar” dedi… Bakmadı.
Yani bugün yaşadığımız sorun sadece “köpek sorunu” değil.
Bu, açık açık söyleyelim: insan sorunu.
Bir yanda güvenlik hakkı…
Diğer yanda yaşam hakkı…
İkisini karşı karşıya getirmek, aslında en büyük hatamız. Çünkü çözüm, birini yok etmek değil.
Çözüm, denge kurmak.
Sokaklar elbette insanların olmalı.
Hiç kimse korkarak yaşamamalı.
Ama bu, hayvanları yok sayarak da çözülmez.
Ne yapılmalı peki?
Öncelikle laf değil, ciddi bir plan lazım.
Kısırlaştırma, barınaklar, sahiplendirme… Bunlar kağıt üstünde değil, sahada uygulanmalı.
Belediyeler “bir şeyler yapıyoruz” demekle değil, gerçekten yaparak konuşmalı.
Ve en önemlisi:
Hayvanı sokağa bırakan, terk eden, sorumluluktan kaçan insanlar…
Onlara artık ciddi yaptırımlar uygulanmalı.
Çünkü kimse kusura bakmasın,
Bir canlıyı sokağa bırakmak sadece vicdansızlık değil,
Bugün yaşananların da en büyük sebebi.
Biz neyi konuşuyoruz aslında biliyor musunuz?
Bir çocuğun korkusunu…
Bir annenin iç huzursuzluğunu…
Bir hayvanın açlığını…
Bir toplumun sorumluluk eksikliğini…
Hepsi aynı hikâyenin parçaları.
Ve bu hikâyenin sonu ya korkuyla ya da akılla bitecek.
Seçim bizim.
Ya birbirimizi suçlamaya devam edeceğiz…
Ya da gerçekten çözüm arayacağız.
Ama şunu unutmayalım:
Bu mesele siyaset üstü, tartışma üstü bir mesele.
Bu mesele, insan olabilme meselesi.

YORUMLAR