Aşk Bitti Diye Hayat Zehir mi Olmalı?
bir ailenin evini terk etmesine ve bir mahallenin geceleri tedirgin yaşamasına kadar uzanan ciddi bir güvenlik sorununun olduğu görülüyor.
İddiaya göre bir kişi, ayrıldığı eski sevgilisinin yaşadığı apartmana geceleri geliyor. Camlar kırılıyor, bina girişinde lastik yakılıyor, torpil atılıyor ve aynı adres defalarca hedef alınıyor. Üstelik mahalle sakinlerinin anlatımına göre bu durum bir gecelik değil; aylardır devam eden bir korkunun parçası.
En çarpıcı nokta ise şu: Bir aile korktuğu için evinden taşınmak zorunda kalıyor.
İnsanların kendilerini en güvende hissetmeleri gereken yer evleridir. Bir vatandaş, gece kapısının önünde neyle karşılaşacağını düşünerek uyuyamıyorsa burada yalnızca bireysel bir problemden söz edemeyiz. Çünkü olay artık eski sevgililer arasındaki bir mesele olmaktan çıkmış, apartmanın ve çevrede yaşayan insanların güvenliğini ilgilendiren toplumsal bir soruna dönüşmüştür.
Ayrılığı kabul edememek mazeret değildir
Son yıllarda benzer haberlerde sık sık aynı ifadeyi görüyoruz: “Ayrılığı kabullenemedi.”
Bu söz, yaşananları açıklamak için kullanılabilir ancak hiçbir şekilde yapılanları mazur gösteremez.
Bir ilişkinin sona ermesi üzüntüye, öfkeye ya da hayal kırıklığına yol açabilir. Fakat hiç kimsenin bir başka insanın hayatını kontrol etmeye, evinin önünde korku yaratmaya, malına zarar vermeye ya da çevresindekileri tehdit altında hissettirmeye hakkı yoktur.
Sevgi, korkutmak değildir. Israr etmek sevgi değildir. Bir insanın hayatına zorla girmeye çalışmak ise hiç değildir.
Bu ayrımı toplum olarak çok daha güçlü biçimde ortaya koymamız gerekiyor.
“Bir şey olana kadar” beklenmemeli
Bu tür olayların en tehlikeli tarafı, tekrarlandıkça normalleşme riskidir.
Bir gece cam kırılır.
Başka bir gece kapının önünde bir şey yakılır.
Sonra yeniden gelinir.
Ve çevredeki insanlar her seferinde “Bu kez ne olacak?” diye düşünür.
İşte tam da bu noktada önemli olan, olayların daha ağır bir boyuta ulaşmasını beklemeden gerekli önlemlerin alınmasıdır. Çünkü güvenlik yalnızca bir olay gerçekleştikten sonra müdahale etmek değildir; olayın büyümesini engelleyebilmektir.
Bir aile kendi evini terk etmek zorunda kalıyorsa, bir apartmanın sakinleri geceleri uyuyamıyorsa ve insanlar pencereden dışarı bakmaya korkuyorsa üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir tablo vardır.
Mahallenin sessiz çığlığı
Haberdeki mahalle sakininin “Geceleri ne yapacağını bilmiyoruz” sözleri aslında bütün meseleyi özetliyor.
Korkunun en ağır tarafı belirsizliktir.
İnsanlar saldırganın ne zaman geleceğini, ne yapacağını ve olayların nereye varacağını bilmiyor. Böyle bir ortamda yalnızca hedef alınan aile değil, aynı binada ve sokakta yaşayan herkes psikolojik olarak etkileniyor.
Bugün Esenyurt’ta yaşanan bu olay yarın başka bir ilçede karşımıza çıkabilir. Bu nedenle meseleye yalnızca üçüncü sayfa haberi gözüyle bakmamak gerekiyor.
Ayrılık sonrası ısrarlı takip, tehdit, mala zarar verme ve yıldırmaya yönelik davranışlar küçümsenmemeli; mağdurların “daha kötü bir şey yaşanmadan” korunabilmesi için gereken bütün mekanizmalar etkili biçimde işletilmelidir.
Çünkü bir insanın ilişkisi bitebilir.
Bir taraf bunu kabullenmekte zorlanabilir.
Ama hiç kimse, biten bir ilişkinin ardından başka insanların hayatını korkuya teslim etme hakkına sahip değildir.
Ve hiçbir aile, yalnızca huzur içinde yaşayabilmek için kendi evinden kaçmak zorunda kalmamalıdır.