Alaca Geyik Yavrusunun Sessiz Öğretisi
Doğanın en büyük ihtiyacı, yalnız bırakılmaktır.
Bir yavruyu gördüğümüzde içimizde bir şefkat dalgası yükselir. Dokunmak, sevmek, sahiplenmek isteriz. Fakat bu iyi niyet, kimi zaman doğanın kendi döngüsünü bozabilir. Bir anne geyik, yavrusuna yaklaşan insan kokusunu hissettiğinde geri dönmeye çekinebilir. Yavrunun kaderi, bizim merakımız kadar ince bir çizgiye bağlıdır aslında.
Doğanın içindeki bu pamuk ipliği dengesi, bize önemli bir hatırlatma yapar:
Sevgi bazen dokunmak değil, uzak durmaktır.
Kimi zaman sosyal medyada paylaşılan o minik yüzler, büyük bir tehlikenin habercisi olur. İnsan, iyi niyetli ama bilgisiz yaklaşımıyla farkında olmadan bir yavrunun yaşam mücadelesine zarar verebilir. Bu yüzden “korumak”, çoğu zaman “izlemekle” başlar.
Bir alaca geyik yavrusu gördüğümüzde yapmamız gereken ise çok basittir:
Sessizce geri çekilmek, gözümüzle sevmek, doğaya saygı duymak.
Çünkü doğa kendi evlatlarını bizden çok daha iyi büyütür.
Belki de o küçücük yavru, bize kendi içimizde kaybettiğimiz bir şeyi hatırlatır:
Masumiyeti, sadeliği, yaşamın çıplak güzelliğini…
Hatta belki de onun ürkek bakışında, bizim unuttuğumuz huzurun gölgesi vardır.
Bugün bu köşede bir alaca geyik yavrusundan bahsetmek, aslında doğaya değil, insana bir hatırlatma yapmaktır. Doğanın mucizelerine sahip çıkmak için onları kucaklamamız gerekmez; bazen sadece alan açmamız, sadece varlıklarına saygı duymamız yeter.
Bir yavru için dünya tehlikelerle dolu olabilir.
Ama gerçek tehlike, insanın doğayı anlamadan yaptığı her dokunuşta gizlidir.
Ve belki bir gün, hepimiz doğaya dokunmadan da sevebilmeyi öğrendiğimizde, alaca geyik yavrusu yalnızca bir hayvan değil, bir öğretmen olacaktır.