Bugünkü Haberler
Marmara Bölge

METROPOLDE DELİRMEDEN ÖNCE

Yaşadığınız hayattan ne kadar boğuldunuz ya da bunaldınız? Özellikle İstanbul gibi insanı yutan, yutmakla kalmayıp posasını da tüküren devasa bir metropoldeyseniz “bunalmak” fiili ne kadar da hafif ve naif? Kaç sabah yataktan kendinizi vinçle kaldırmak zorunda kaldınız ve ayaklarınız işe giderken geri geri yürüdü; o geriliğe rağmen kendinizi kaç kere “sırt yastığının yalancı lüksüyle donatılmış”, o yarı-ergonomik koltukta buldunuz? Büyükşehrin beyaz yakalılarına has gibi gelen bu yakınmaları yönetmen ve senarist Ramin Matin alıyor, küresele de taşınabilecek bir yerellikle yoğura yoğura sinema perdesine taşıyor Son Çıkış filminde.

Tahsin Dantellioğlu üniversite yıllarında ‘havalı ve hayalleri olan bir mimarken’, akabinde sevgilisiyle evlenince kayınpederinin inşaat şirketinde çalışmak ve yaşamını hiç istemediği betonarme kentsel dönüşüm plazalarında tüketmek zorunda kalan bir adamdır. İstanbul’un Beylikdüzü bölgesinde bir şekilde yaşayan Tahsin, hem işinden hem evliliğinden hem de içinde bulunduğu bu kıskaçtan çok sıkılmıştır. Ama kapıyı çarpıp gidecek cesareti de henüz yoktur. Canına tak ettiği bir akşam, barda eski bir arkadaşını görür. Siren adındaki bu kadın zamanında çekip Hindistan’a gitmiş, içindeki huzuru bulmuş ve Türkiye’ye geri dönünce Güney Ege’deki bir kasabada organik tarımla uğraşarak, ‘rahat ve egzotik’ bir hayat sürmektedir. “Siren’in çağrısına” uyan Tahsin ertesi gün kendisini güneye atmaya karar verir; verir vermesine ama bakalım İstanbul’dan çıkmak o kadar kolay olacak mıdır?

Tahsin Dantellioğlu soyadı dahil incelikli çizilmiş bir karakter. Her birimizden yüzde 1’lik bir parça taşıyor. En başından alırsak çekip gidememesi, gitmeye karar verdiğindeki plansızlığı ve de eyleme geçtiğindeki beceriksizliği… Henüz serim aşamasında bile şehrin çiğnediği, affınıza sığınarak, geviş getirdiği bir hiçlik Tahsin. Nihayetinde bir karar veriyor, neyse ki bu karara kendisi de inanıyor; bu noktada, belki de her gün çekip gitmek isteyen seyirci özdeşliğini karakter ile kuruyor. Tahsin’in İstanbul’daki tüm çırpınışlarını, yönetmen Ramin Matin son 10-15 yılda beton mezarlığına dönen, kentsel dönüşemeyen yığınlar üzerinden bedenlendiriyor. Tahsin çırpındıkça İstanbul’un daha derinine batıyor; battıkça hiç bilmediği, daha önce karşılaşsa dahi görmezden geldiği bir profil ile tanışıyor. Ramin Matin’in kamerası seyirciyi betonarme sıkışmışlıklar üzerinden bir gerip, bir bırakıyor. Belki de evimizin penceresinden görünen ‘manzaraları’ başımıza bela ediyor. Ve bundan sinemasal sadistlikte bir keyif alıyor.


YORUM YAPMAYA NE DERSİNİZ

Yukarı Geri Ana Sayfa